Çocuk ve dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk ve dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2016 Salı

ÇOCUK VE NAMAZ



ÇOCUK VE NAMAZ
Namaz; mü’minin miracı, dinin gereği ve müslümanın özellikle zor ve sıkıntılı zamanlarındaki en büyük dayanağıdır. İslam’ın 5 şartından biri olan namaz Kelime-i Şehadetten sonra 2. şart olarak önümüze çıkmaktadır. Bu da yaşam tarzı olarak İslam’ı seçen bir insanın yapması gereken ilk ve en önemli işin namaz olduğunu ortaya koyuyor.
İslam’da şirk ve küfür kişiyi cehenneme sürükleyen en önemli 2 etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir mü’min bunlardan korunursa ancak cehennemden korunma imkanını elde eder. Küfür(yani inkar) ve şirk(yani Allah’a ortak koşmak) üzere ölmek demek, Allah’ın nimetlerle dolu cennetinden mahrum olmak demektir. Kişi bu hal üzere yaşamak ve ölmekten yüce Allah’a sığınmalıdır. Sadece Allah’a sığınmak yeterli değildir.
Bununla beraber insan, kendisini şirk ve küfürden uzak tutacak etkenlere sarılmakla mükelleftir. İşte o etkenlerden biri ve en önemlisi NAMAZ’dır. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır.” Yani namazı terk edenin bunlara her an düşme tehlikesi vardır. Namaz kılmayan bir müslümanın imanı pamuk ipliğine bağlı gibidir. Her an bu iplik kopabilir.
“Benim kalbim temizdir, yeri gelince Kuran’ımı okurum, özel gün ve gecelerde sabahlara kadar namaz kılarım” sözleriyle insan ancak kendini kandırmaktadır. Böyle söyleyenlere şöyle cevap verebiliriz: “Sizin kalbiniz, ayakları şişinceye kadar namaz kılan ve bunu cennetlik olduğu, kalbi temiz kılındığı halde hiç ihmal etmeyen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbinden de mi daha temiz? Elbette ki bu kabul edilmez bir bahanedir.
Ama namaz bir sabır işidir. Ayetin ifadesiyle Allah’tan hakkıyla korkanlar dışındakilere zor ve ağır gelen bir görevdir. İnsan bir şeyleri ayırt etme yaşına gelmeden evvel namaz ibadetini hayatına oturtmalıdır. Çünkü özellikle 10 yaşından sonra o yaşa edinilmemiş bir alışkanlık, kazanılmamış bir ahlakın kişinin ruhuna yerleşmesi zorlaşacaktır. Bu yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem 7 yaşına gelen çocuklara namazı emretmemizi, 10 yaşına gelmelerine rağmen kılmazlarsa incitmeden hafifçe kaba yerlerine vurmamızı emretmektedir. Çünkü o yaştan sonra bir şeyleri öğrenmek ve uygulamak daha da zor bir hal alacaktır.
Çocuklarda ilk 7 yıl çok önemlidir. Kişinin hayatının temelidir ve bu yaş dönemi. Öyleki 40 yaşındaki bir insana “dün ne yedin?” diye sorsanız belki hatırlamaz ama 6-7 yaşında nerede ne yaptığını çok net hatırlayabilir. O yaştan sonra Kuran öğrenmeye kalksa belki yıllarını alır ama 6-7 yaşına kadar öğrendiği bir “Subhaneke” duasını asla unutmaz. Hiçbir şeyin hafızadan silinmediği bu dönem işte bu yüzden çocuklarımıza güzel alışkanlıklar kazandırma ve ibadet eğitimi verme açısından, çok önemlidir.
Öncelikle gözü önünde annesinin, babasının, dedesinin ve sevdiği diğer büyüklerinin 5 vakit namazını kılması, çocuğu, potansiyel bir namaz kılıcı yapar. Buna ÇEVRENİN ÖRNEKLİĞİ diyebiliriz. Çocuğun namaz kılmasını istiyorsak elbette ki önce bizim kılmamız gerekmektedir. Yoksa hiçbir etkisi olmaz. Peki sadece öncelik yeterli midir? Elbette ki hayır. Çocuklar elimize verilmiş nasıl istersek öyle şekillendirebileceğimiz bir hamur gibidir. Gideceği yönü bizim göstermemizi beklerler. Ama elbette ki hidayet veren Allah’tır. Ama bizim buna vesile olmamızı istemektedir.
Çocuklara namazı öğretirken dikkat edilmesi gerekenler;
1-BİLGİ: Yaş seviyesine göre içi doldurulacak namazın önemi, gerekliliği, farziyeti anlatılmalıdır. Bununla beraber ara ara namaz içindeki dualar ve sureler ezberletilmelidir. İlimsiz amel, amelsiz de ilim olmayacağından namaz ile ilgili bilgi verilmeli daha sonra amel etmesi için teşvik edilmelidir.
2-İKNA: Çocuğa içi doldurulmuş bilgiyi yüklemek yeterli değildir. Verdiğimiz bilgi konusunda onun vicdanına hitap ederek ikna etmemiz gerekmektedir. Vicdanına namaz kılması gerektiğini yerleştiren çocuk, annesi, babası veya bir velisi olmadığı zaman ve yerlerde de namazı bırakamayacaktır. Bu konuda güzelce ikna edilen ve kıldığı namazı sadece Allah için kılmaya alıştıran çocuk, öleceğini bilse namazından vazgeçmez. Ama namaz kılması gerektiğine kâni olmamış çocuk, sadece anne ve babasının zoruyla kıldığından, onların yokluğunda namazı ihmal edecektir.
Şu da bilinmelidir ki mesela 7 yaşındaki bir çocuk namaz kılma konusunda gevşeklik gösterip ihmal edebilir. Ya da kılmak istemediğini söyleyebilir. Anne babalar hemen pes etmeyip ben vicdanına bunu yerleştiremedim mi? diye düşünmemelidir. Çünkü bu, bir günlük bir iş değildir. Sabır ister. İkna etmekte zaman alır. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da “sabır ve namaz” ile Allah’tan yardım istemek gerekmektedir.
3-SEVDİRME: Eskilerden bazı büyüklerimiz anlatırlar. Kendilerine “Niçin namaz kılmıyorsun?” diye sorulunca, “ben küçükken camiye gittim. Hocam beni dövdü. Bir daha da ne camiye adım attım, ne de namaz kıldım” diye cevap verirler. Tabi ki bu bir bahane değildir. Ancak öğretici kişi nefret ettirmeden, sevdirerek namazı öğretmeye dikkat etmelidir. Çünkü birinin günahına sebebiyet vermek onu yapan kadar sebep olana da günah kazandırır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin” buyurmuyor mu? Öyleyse anne babalar veya eğitimciler bıkmadan, usanmadan, yorulmadan sabırla ve güzellikle namazı öğretmeli ve sevdirmelidirler. Yoksa ileri de kılmadığı her namazdan ebeveynin de bir payı ve günahı olacaktır. Allah muhafaza…
4-KOLAYLAŞTIRMA: Rabbimiz (c.c) İnşirah Suresinde 5. ayetinde 
“Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” buyurmak suretiyle insanın kolaylığa olan ihtiyacını dile getirmiştir.

Eğitimde usul kolaydan zora doğru ilerlemektedir. Bir şeyde eğer günah yoksa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kolay olanını tercih ederdi. Çünkü insan tabiatı kolay olana yatkındır. Bu yüzden Rasûlullah “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın” buyurmaktadır. Çocuğumuz 7 yaşına geldiyse artık yavaş yavaş günde 1 vakitte olsa namaz kılmaya başlamalıdır. Bu vakit ev durumuna ve çocuğa göre değişebilir. Mesela bu vakit “Akşam namazı” olabilir. Hem akşamları baba da evde olacağından hep birlikte cemaat yapılıp kılınabilir. Yaklaşık 9-10 ayda 1 vakit namaz eklenirse 10 yaşına gelince 5 vakit namaz alışkanlık haline gelir. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in emri yerine gelmiş olur. Bu yöntem birden 5 vakti kıldırmaktan daha etkili olabilir.
5-ÇETELE VE ÖDÜL: Özellikle yeni başladığı zamanlarda mesela bir haftalık bir çetele tutulup bir haftanın sonunda eğer bütün hepsi kılındıysa küçük bir ödülle çocuk ödüllendirilebilir. Ama çocuğu ödül yağmuruna tutmak da doğru değildir. Çünkü bir zaman sonra etkisini kaybedebilir. Bu ara sıra uygulanabilir. Ama çocuğa asıl ödülünü ahirette alacağı sık sık dile getirilmelidir.
6-CAMİ GEZİLERİ: Annenin, babanın müsait olduğu bir gün belirlenip namazın kılındığı yerler olan cami, mescidlere ziyaretler yapılıp ailecek namaz kılmak çocuğun üzerinde ayrı bir etki bırakacaktır. Dolayısıyla 6 ayda bir 1 yılda bir çocuklar camiye götürülmeli erkekler babasıyla kız ise annesiyle namaz kılmalıdır.
7- BABA OTORİTESİ VE ANNE SEVGİSİ: Öncelikle namazı kılması gerektiği ile ilgili anne baba hemfikir olmalıdır. Anne babanın bu konudaki ayrı düşünceleri çocuğun kafasını karıştırır. Anne baba hemfikir ise oturup bu konuyu ciddiye alarak aile toplantısı düzenlemeli ve çocuklarına nasıl namazı alıştıracakları üzerine düşünüp kararlar almalıdırlar. En son çare bu kararlar çocukla paylaşılmalıdır. Baba bu noktadan sonra otoritesini kullanmalı(tabiki döverek, nefret ettirerek değil) annede kararlı olduğunu belli edip sevgiyle namazı kılmasını sağlamalıdır. Babanın otoritesinden kasıt kararlılık, istikrar ve net olmaktır.
8-SABIR: Burada çocuktan; yani desteğimize ve hatırlamamıza ihtiyaç duyan tüm dünyası oyun olan tertemiz fıtratları bozulmamış, henüz bir şeylerin oturmadığı küçük insanlardan bahsediyoruz. Zikrettiğimiz bu maddeler uygulansa dahi namaz alışkanlığını kazanana kadar elbette ki çocuk; namazı unutacak, bazen istemeden kılacak, bazen mızmızlık yapacaktır. Bize düşen böyle durumlara net, sabırlı ve sakin olmaktır.
9- OYUN VE HİKAYE: Oyun ve hikayeler çocukların dünyasında çok etkin bir yere sahiptir. Namaza teşvik ederken bu ikisi kullanılırsa çok faydalı olacaktır. Mesela günümüzde namazla ilgili hikayelere ulaşmak oldukça kolay olduğu gibi bu tarz oyuncaklar bulmakta oldukça basittir. Bunlar temin edilip çocuklarımızı namaza alıştırma sürecinde bize yardımcı olmaları sağlanabilir.
Velhamdülillahi Rabbil Alemin…


25 Haziran 2016 Cumartesi

HAYATIMIZIN SÜSÜ VE İMTİHANI ÇOCUKLARIMIZ



HAYATIMIZIN SÜSÜ VE İMTİHANI ÇOCUKLARIMIZ

            İmtihan dünyasındayız. Vakit imtihan vakti. Çocuklarla imtihan edilmenin, onlarla sınanmanın yaman mı yaman olduğu bir vakit. Birçok şeyle imtihana tabi tutulduğumuz bu cahiliye çağında çocuklarımızla imtihan edilmek imtihanların en çetini olsa gerek. “Biliniz ki, servetleriniz ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir ve büyük mükafat Allah katındadır.” (Enfal 28) diye buyuran Allah (cc) mallarımızın ve çocuklarımızın bizler için birer sınav aracı olduğunu buyurmaktadır.

            Çocuklar, hayatımızın süsü, Allah’ın insana birer hediyesidir. İnsanlar onları görünce yüzü güler, gönlü rahatlar ve içi coşar. Onlarla konuşunca insan zevk ve sevinç duyar. Onlar bu dünyanın çiçeğidir. İşte biz Müslümanlara düşen en büyük görev bizlere nimet olarak verilen çocuklarımızın belaya dönüşmesinin önüne geçmektir. Müslüman aileler, salt çocuk sahibi olmak ve bununla övünmek yarışına girmez. Çünkü anne ve babalar bilirler ki mal ve çocuk ile övünmek cahiliye adetlerindendir. “Bilinmelidir ki inkâr edenlerin ne malları ne de evlâtları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.”(Ali İmran 10)

            Eğitim sisteminin eritim sistemi haline geldiği, ilahi ve aşkın değerlerimizin sekülerizmin ve kapitalizmin ruhsuz atmosferine kurban edildiği bir demde, nesillerimizi yetiştirmenin kolay olmadığını biliyoruz. Bu çağda imtihanımız daha da zor elbette. Elimizden kayıp giden nesillerimizi, masumiyetini yitiren çocuklarımızı, televizyonun ve internetin insafına terk edilen ciğerparelerimizi gördükçe sorumluluğumuzun ağırlığı daha bir belimizi büküyor. Ve biz anne ve babaların imdadına yine yüce Kitabımız Kuran ve peygamberimizin şahika ve şahane örnekliği yetişiyor.

            Anne ve babalar, çocuklarının nasıl ki yeme içme, giyinme, barınma ve iş edinme gibi ihtiyaçlarını üstleniyorlarsa; bütün bunlardan daha önemlisi; Allah’ın emir ve yasaklarını öğretmekle de sorumludurlar. Rabbimiz: “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun”(Tahrim 6) buyuruyor. Önderimiz (s.a.v.) de bu konuda: “Hepiniz gözetleyicisiniz ve hepiniz, gözetiminiz altındakilerden sorumlusunuz” buyuruyor.

Anne ve babalar, salih bir evlat yetiştirmek için gayret göstermişlerse; ölseler dahi o çocuklar her güzel davranışta bulunduklarında  amel defterleri açılır; baba ve anasına da sevap yazılır. Anne ve babalar, kötü bir evlat yetiştirmişlerse; o çocuk her günah işlediğinde; anne ve babasının amel defterleri açılır; onlara da günah yazılır.

Elbette “Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.”(Fatır 18) ve “Herkese kazandığının karşılığı verilir.” (Mumin 17) Anne ve babalar da çocuklarının günahlarından sorumlu tutulmazlar: Peygamberimiz: “Babanın suçundan evladı sorumlu değildir. Baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulmaz” buyuruyor. Ancak, anne babanın ve çocukların müştereken üstlendikleri sorumlulukları vardır. Unutmamak gerekir ki günaha aracı olmak ta günahtır. Bu durum yukarıdaki naslarla çelişmez kanaatindeyim. Şöyle ki; Bir baba, küçük yaştan itibaren çocuğunu, yalana alıştırmış, insanları nasıl dolandıracağı konusunda eğitmişse; karşısına alıp içki içmiş, kumar oynamışsa; eve, kötülüğe teşvik eden kitap, dergi ve gazete getirmiş, ahlak dışı TV kanallarını açıp seyrettirmişse;  bunlarla çocuğunu tanıştırmış fakat vahiyle ve Resulle tanıştırmamışsa; sorumlulukları konusunda hiçbir şey öğretmemiş hatta öğrenmesine engel olmuşsa (ki; bunu yapan bazı babaları tanıyorum); evet, bu baba, çocuğun işlediği kötülüklerden sorumlu olmayacak mı?  Baba veyahut ta anne, çocuğunun işlediği suçtan ziyade o suça dolaylı yoldan sebep olduğu için sorumludur diyebiliriz.

Öte yandan sorumluluğunun idrakinde olan bir baba, çocuğunu Vahiyle tanıştırmak için gayret sarf etmiş; kötülüklerden uzak tutmak için yorulmuşsa; (Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemden korumaya çalışmışsa); mükâfatını biiznillah görecektir. Nisa:4/85. ve Nahl:16/25. ayetlerde Rabbimiz, iyiliğe de, kötülüğe de aracılık edenlerin (şefaatçi olanların) bu fiillerinin karşılıksız kalmayacağını ifade buyuruyor.

         Çocuklarımız bizler için zorlu bir imtihandır. Rabbimiz, Enfal suresi 28. ayetteki gibi Teğabün suresi  15. ayette de “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.” buyurmuştur. Rabbimiz bu verdikleriyle bizi sürekli denemektedir. Mallarımız, mülklerimiz, oğullarımız ve kızlarımız konusunda cennete gidebilmenin hesabını güzel yapmak zorundayız. Eğer bir imtihan sebebiyle bize verilen mallarımız ve çocuklarımızla ilişkilerimizi Allah’ın istediği biçimde ayarlayamaz ve onların altında ezilirsek, dünya bize hakim olursa, bu sahip olduklarımız bize Allah’ı, ahireti, Allah’ın hesabını unutturursa, Allah korusun bu imtihanı kaybettik demektir.

            Yani bu Rabbimizin bize verdiklerini imtihan sebebi bilmez de, mutlak gâye olarak görmeye başlarsak kaybetmişiz demektir. Ama bütün bu sahip olduklarımızı bize bir imtihan sorusu olarak Allah’ın verdiğinin bilinci içinde onları Allah’a kullukta kullanmayı becerebilirsek, çocuklarımızı  Allah’ın istediği bir yöne yönlendirebilirsek, işte o zaman imtihanı kazanmışız demektir. Eşimizle, malımızla, oğlumuzla, kızımızla Allah’a itaate ve cennet kazanmaya yönelebilirsek, unutmayalım ki Allah’ın öbür taraftaki mükâfatı çok büyük olacaktır. 

            Çocuklar da imtihan vesilesidir. Nesebinin sıhhatiyle, dünyaya gelişinden itibaren nafakasının teminiyle, diğer ihtiyaçlarının giderilmesiyle, korunup gözetilmesiyle, gösterilmesi gereken ilgiyle, sevgiyle... Edeb, terbiye ve eğitiminin hak yolda sarsılmadan ilerleyebilecek şekilde yapılıp-yapılmasıyla veya yapılması için gereken gayretin gösterilip-gösterilmesiyle. Onların hatalarının doğrultulması için sarf edeceğimiz gayretlerle. Bu hataların savunulup savunulmamasıyla... Bizi doğrularımızdan koparıp koparamamasıyla... Allah'a olan vazifelerimiz konusunda bizi meşgul edip etmemesiyle. Kibir ve gurur kaynağımız olup olmamasıyla. Ahireti unutturup unutturmamasıyla. Onlara göstereceğimiz sevginin sadece dünya menfaatlerine bağlı olup olmamasıyla...

            Ne mutlu, dünya süsü ve imtihanımızın bir parçası olan çocuklarımızı Aziz dinimiz İslam’ın ahlaki düsturları ile terbiye edenlere. Ne mutlu hayırlı geleceklerimizin mimarı çocuklarımızı İslam’ın hadimi olarak yetiştirenlere. Ve ne mutlu çocuklarımızı Kur’an’ın ve Sünnetin evrensel öğretileriyle tanıştıran anne ve babalara…

                                                          
                                                                                                                                                                                            İdris GÖKALP


1 Şubat 2016 Pazartesi


 

 

ÇOCUK EĞİTİMİNDE DUANIN ÖNEMİ

                                                       
Dua, bir ibadettir, dua kulluğun özüdür, dua Rab’e dönüş ve yönelişin adıdır. Kulluktan bahsedilen bir yerde, duadan bahsetmemek mümkün değildir. Zaten, Allah (cc) da "Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var!" (Furkan, 77) buyurmuyor mu? Ve "Dua edin kabul edeyim." (Mü'min, 60) diyen de bizzat Kendisi değil mi?

         Dua; kulun, Allah’ın yüceliği karşısında aczini itiraf etmesi, sevgi ve tazim duyguları içinde Allah’ın lütuf ve yardımını dilemesi olarak ifade edilmektedir. Mânevî bir sığınak olan dua, Allah ile kul arasında kuvvetli bir bağ oluşturur. İnanan insan dua sayesinde Sonsuz Kudret'e sığınır. Dua, insanın iç dünyasından başlayarak bütün âlemi evrensel bir dil olarak kuşatır; insanı olumlu düşünmeye sevk eder, olumlu düşüncelerini ise geliştirir. Dua, atomlardan galaksilere kadar kâinatta var olan nizamı insana fark ettirir.

Çocuk psikolojisi ile ilgili kaynaklarda, ilk yıllarda verilen eğitimin, sonraki hayatında çocuğu büyük ölçüde etkilediğinden bahsedilmekte ve ilk izlenimlerin insan ruhunda derin ve hatta beyninden sökülüp atılmayacak kadar tesirli izler bıraktığı belirtilmektedir. Dua eğitimi de bu eğitimlerden biridir.

İnsan için fıtri bir kaynak olan dua, çocuğun iç ve dış dünyasında ona farklı bakış açıları kazandırabilecek olan bir ritüeldir. İnsanın özünde bulunan bu dua yeteneği eğitimcilerin desteğine muhtaç olan bir gelişim potansiyeline sahiptir. Çocuklar mümkün olduğu kadar erken yaşta, en basit cümlelerle başlayarak, içlerinden geldiği gibi dua edebilmeyi öğrenmelidirler. İşte bu noktada aile ve eğitimcilerin, çocukları doğru yönlendirmesi, onlara doğru dua etme alışkanlığını kazandırmaları ve dua ile birçok sıkıntıların üstesinden gelebileceklerini öğretmeleri çocukların dini gelişimleri açısından büyük önem arz etmektedir.

Din duygusunun bir ifadesi olan duanın, insan ruh ve bedeninde meydana getirdiği mucizevî değişikliklere dikkat edildiğinde duanın eğitim açısından mutlaka doğru kullanılması gereken bir ihtiyaç olduğu göz önüne alınmalıdır.

Dua etmek çocuğun dini bilincini besler ve onu din eğitimine hazır hale getirir. Dua eden çocukta, Allah inancı ve dine dair soyut kavramlar aklında belirmeye başlamıştır. Dua esnasında geçen dini kelime ve kavramların anlamını merak edecek ve çevresine soracaktır. Alacağı cevaplar çocuğu tatmin ederse bu onun din eğitimine büyük gelişmeler sağlayacaktır.

Çocuk eğitimi dua ile başlar. Peygamberimizin bütün hayatı incelendiği zaman çocuk ve duanın bir bütün olduğunu, kendisine bir çocuk getirildiği zaman dua ettiğini, dua öğrettiğini ve duanın güzelliğinde bir hayatı öğrettiğini görüyoruz. Bu aileler için de bir örnektir. Dua eğitimine, Yüce Allah’ın (cc) çocuklara tanıtılması ve sevdirilmesi ile başlanabilir. Allah'a imanın temel bir tezahürü olarak dua etmenin önemi üzerinde durulabilir. İnsanın isteklerine cevap verebilecek yegâne güç ve kudret sahibinin Allah olduğu, yetişmekte olan çocuklara ve gençlere güzel bir şekilde verilmelidir. Bir çocuk, yöneldiği kapının yüce, kendinin de oldukça zayıf olduğunun farkında olursa, duanın mahiyetini daha iyi idrak eder. Dua eğitiminin vazgeçilmez temel şartı Allah'a imandır.

Çocuklara ezberletilen çeşitli dualar onların Allah’a yaklaşımını sağlayacaktır İnanmanın temelini sağlam atmak ve çocukta dini kavramları oluşturmak açısından dua çok önemli bir yer tutar

Dua eğitiminde, eğiticinin şahsiyeti de önemlidir. Burada asıl olan, anne ve babaların duayı nasıl hissettikleri ve yaşadıklarıdır. Meselâ namazlardan sonra, istirahata çekilirken, yemek öncesi ve sonrası ebeveynini dua ederken gören çocuklar, dua alışkanlığını daha kolay edinir. Çocuğun ruhen duaya hazır hâle getirilmesi dua eğitiminde önemli bir safhadır. Bunun için çocukta sessiz kalabilme ve iç huzura ulaşabilme hâlinin gelişmesi üzerinde durulabilir. Böylece çocuğun iç dünyasının gelişmesi sağlanabilir. Bilhassa Ramazan ayı, hac ve kurban günleri, perşembe akşamları ve cuma namazları dua eğitiminde oldukça verimli ve bereketli zaman dilimleri olarak değerlendirilebilir.

Dua, çocuğun şuuraltı beslenmesine yardım eder. Çocuk ve gençlerin güçlü bir dua eğitiminden geçmesi, onlara kendi benliklerini aşıp Allah'a tam bir kul olmanın yollarını açar. Duanın çocuğun ahlâk ve şahsiyeti üzerine de tesiri büyüktür. Dua insanın duygularını yükseltir, küçük ve adi ihtiraslardan kurtarır, ruha sükûnet ve ferahlık verir. İnsanın benliğini meydana getiren şahsiyetin kuvvetlenmesine yardım eder. Dua kişinin ahlâkını yükselttiği ve ahlâki duygularını geliştirdiği için, evrensel ahlâklı insan yetiştirmeyi gaye edinmiş İslam eğitiminin vazgeçilmez bir unsurudur.

Yemeklerden önce ve sonra, bir karar aşamasında, sıkıntı veya ferahlık anlarında, istirahat öncesi, yeni bir güne başlarken duaya ayrılacak kısa bir zaman çocuklarımızda duanın ehemmiyeti hususunda güzel düşünceler oluşmasına vesile olur. Dua, insanın iç dünyasını aydınlatır, geleceğe Allah'a güven ve itimat içerisinde bakabilmesini sağlar. Allah'a yönelmiş, şükür hisleri ile dopdolu, zor zamanlarında O'nun yardımının kendisine ulaşacağı ümidini taşıyan bir çocuk kopmaz bir ipe tutunmuş demektir.

Bilinçli bir dua eğitimi, çocuklarımızda tevhidi bir anlayışın oluşmasını sağlayacaktır. Fatiha suresini anlamıyla öğrenen bir çocuk, Allah’tan başka kimseden yardım istenmeyeceğini ve sadece O’na dua edileceğini bilir. Duada tevhid önemli bir konudur. Çocuklarımızın zulmün en büyüğü olan şirkin her çeşidinden uzak durmaları ve şirki terennüm etmemeleri için Yalnız Allah’a dua etmeleri ve dualarına her hangi bir varlığı aracı koymamaları gerekmektedir

Çocuğumuza dua etmenin adabını öğretmeliyiz. Kur’an-ı Kerimde “Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah aksam zikret ve gafillerden olma.”(Araf 205)  ayetinde samimiyetle ve sesini yükseltmeden dua edilmesi tavsiye edilmektedir. Duayı kabul olacağına inanılarak yapmak, duada “dua ettim kabul olmadı ”diyerek acele etmemek, Allah’a hamd veya besmele ile duaya başlamak, elleri kaldırmak, kalbin bütün samimiyeti ile dua etmek, elleri yüze sürmek, dua ederken iç huzuru içinde bulunmak, dua bitince âmin demek Hz. Peygamberin dua esnasında uyguladığı ve Müslümanlara tavsiye ettiği işlerdir.

Çocuklar mümkün olduğu kadar erken yaşta, en basit cümlelerle başlayarak, içlerinden geldiği gibi dua edebilmeyi öğrenmelidirler. Dua öğretiminde asıl olan kişiyi Allah’la buluşturmaktır. Çocuklarımıza öncelikle dua okumayı değil dua etmesini öğretmemiz gerekir. Zaten yapılan araştırmalarda çocukların birçoğu duayı “Dua Allah’la konuşmak demektir. Allah’tan bir şey istendiği zaman edilir” diye tarif etmektedirler. Dua içten nasıl geliyorsa, yapaylıktan uzak, jestlere, bir takım formüllere uymak mecburiyetinden sıyrılarak, ruhumuzun olanca içtenliği ile deruni bir zevk havasında yapılması gerektiği çocuklarımıza öğretilmelidir. Çocuklarımızı Allah'ın huzurunda derdini dökmeye, onunla konuşmak için her şeyden faydalanmaya, onunla güven içinde konuşturmaya alıştırmamız gerekir. Tıpkı sevilen ve bütün kalbiyle sizi seven bir kimseyle çekinmeden ve serbestçe konuşur gibi. Sadece belli kalıp sözlerle dua edebilirsin diyerek çocuğu duadan soğutmamaya özen gösterilmelidir.

Okul öncesi dönemdeki çocuklara ibadetler ve dua çok ilginç gelir, bizi taklit etmeye çalışırlar. Bizimle birlikte namaz kılmak, dua etmek isterler. Bu noktada yemeklerden önce ve sonra Allah’a verdiği nimetlerden dolayı sesli olarak şükretmek, namazlardan sonra yine sesli olarak dua etmek; kendimiz, eşimiz, aile büyüklerimiz ve çocuklarımız için iyi dileklerde bulunmak yavrularımız üzerinde büyük tesir bırakır ve onları Allah’a yaklaştırır.

Sadece zorluk anlarında değil mutluluk ve refah anlarında da dua edilmesi, böyle bir davranışın Allah’ın sevgisini kazanmada önemli olduğu bilinci çocuklara öğretilmelidir. Eğer çocuklarımıza devamlı dua etme alışkanlığını kazandırmak istiyorsak, onları tek basına dua etmeye alışıncaya kadar dualarında yalnız bırakmamak gerekir.

Çocukların küçük yaştan itibaren kendisi haricindeki insanlar içinde dua etmeye yönlendirilmesi gereklidir. Anne-babaları, arkadaşları, sevdiği insanlar ve tüm insanlar için dua etmeye yönlendirilmeleri onların sosyal gelişimlerine katkıda bulanacaktır. Zaten çocuklar ben merkezli dualardan sonra en çok aileleri, akrabaları ve yardıma ihtiyacı olan insanlar için dua etmektedirler. Yaptıkları dualar çocukların, ailenin bireyi, toplumun ve insanlığın bir ferdi olduğu bilincini besleyecektir.

Çocuğun terbiyesinde Hz. Adem’den başlayarak, Kur’an'la insanlığa yayılan ilahi yardım talebi yani dua, çocuğun dinin sosyalleşmesinde, duygularının eğitilmesinde, karakterinin sağlamlaşmasında, şahsiyetinin kuvvetlenmesinde, ahlaki duygularının gelişmesinde, çocuktaki içsel enerjinin niyet haline dönüşmesinde ve Din Eğitiminin hedeflediği mükemmel insanın yetiştirilmesinde merkezi bir öneme sahiptir.

Sonuç olarak çocuğumuzun eğitiminde ve manevi terbiyesinde önemli bir öneme sahip olan duanın ilahi bereketinden kendimizi ve çocuklarımızı mahrum etmemeliyiz. “Dua etmezseniz ne öneminiz var” diyor Rabbimiz Allah ve “Dua ibadetin özüdür” diyor Hz. Resulallah. Ne mutlu Bize şahdamarımızdan daha yakın olan Allah’a her daim samimi dua ile yaklaşanlara…

 

                                                                  İdris GÖKALP