çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2016 Cumartesi

TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI NEDİR?


TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI NEDİR?

Teknolojinin insan hayatına getirdiği sayısız faydalar var. Ancak kişinin teknoloji kullanımı üzerinde kontrolünün kaybolması ve teknolojiyi ölçüsüz ve sınırsız kullanması çok ciddi zararlara sebep olabilir. İnternet ve teknoloji bağımlılığı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı olduğu teknolojik ürüne ulaşamadığında yoksunluk yaşadığı bir durum olarak tanımlanmaktadır.
Teknoloji bağımlılığının belirtileri
  • Yalnızca birkaç dakika diyerek saatler harcamak.
  • Çevrenizdekilere ekran karşısında geçirdiğiniz zaman hakkında yalan söylemek.
  • Uzun süre bilgisayar kullanmaktan dolayı fiziksel sorunlardan şikâyet etmek.
  • Anonim bir kişiliğe bürünmek, insanlarla internet üzerinden konuşmayı yüz yüze konuşmaya tercih etmek.
  • İnternete girmek için yemek öğünlerinden, derslerden ya da randevulardan ödün vermek.
  • Bilgisayarınızın başında çok fazla zaman geçirdiğiniz için suçluluk duyuyorken bir yandan da büyük bir zevk almak ve bu iki duygular arasında gidip gelmek.
  • Bilgisayarınızdan uzak kaldığınız zaman gergin ve boşluktaymış gibi hissetmek.
  • Gece geç saatlere kadar bilgisayar başında kalmak.

Teknoloji bağımlılığının neden olduğu sorunlar
Fiziksel şikâyetler
  • Gözlerde yanma
  • Boyun kaslarında ağrı ve sertleşme
  • Beden duruşunda bozukluk
  • Elde uyuşukluk
  • Halsizlik

Sosyal alanda görülen şikâyetler
  • Akademik başarıda düşüş
  • Kişisel, aile ve okul sorunları
  • Zamanı idare etmede başarısızlık
  • Uyku bozuklukları
  • Yemek yememe
  • Aktivitelerde azalma
  • İnternet arkadaşları dışında izolasyon

Bağımlılığı kontrol altına alma yöntemleri
  • Günlük internet kullanım saatlerini değiştirin.
  • Haftalık internet kullanımı çizelgeleri hazırlayıp, uyulmasını sağlayın.
  • Destek grupları ya da aile terapisi gibi yöntemleri hayata geçirin.
  • Yapmayı isteyip de fırsat bulamadığı faaliyetleri bir deftere yazmasını sağlayın, internet kullanmak için yoğun istek duyduğunda yazdıklarından birini yapmasını isteyin.

Çocuk ve ergenlerde bağımlılığı önleme
2 yaşından küçük çocukların internet, tv ya da bilgisayarla karşılaşması uygun değildir. Okul öncesi yaş grubu için günde 30 dakikayı geçmeyecek şekilde internet kullanımı yeterlidir. İlköğretimin ilk 4 yılında ödev haricinde oyun ve eğlence için günlük 45 dakika zaman ayrılmalıdır. Sonraki yıllarda hafta sonu daha esnek olmakla birlikte günde 1 saat kullanım uygundur. Lise çağında da günlük 2 saat yeterlidir.

Biliyor musunuz?
  • Yoksunluk durumu; bağımlı öğrencilerin % 74,5’inde saptanırken bağımlı olmayanların % 10,5’inde saptanmıştır.
  • İnternette geçirdiği zamanı gizlemek için yalan söyleme; bağımlı öğrencilerin % 38’inde saptanırken, bağımlı olmayanların % 4’ünde saptanmıştır.
  • İnternette geçirdiği zamandan suçluluk duyma, bağımlı öğrencilerin % 33’ünde saptanırken, bağımlı olmayanların % 4,3’ünde saptanmıştır.

Ne yapmalı?
  • Çocuklarınızı arkadaşları ile doğal yollardan görüşmeleri için yönlendirin, akran grupları içerisinde sosyalleşmesini sağlayın.
  • Çocuklarınızı yetenek ve ilgi alanlarına uygun spor dallarına yönlendirin.
  • Çocuğunuzun arkadaşlık ilişkilerini destekleyin, onları bir araya getirecek aktivite planlayın.
  • Çocuğunuzun bilgisayar kullanımını kontrol edin ve sanal ortamdaki arkadaşlarını tanıyın.
  • Bilgisayarlarınızda güvenli internet uygulamalarının olmasına özen gösterin.
  • Uzun süreli bilgisayar kullanan çocuğunuzu engelleyemiyorsanız mutlaka uzman yardımı alın.

Ne yapmamalı?
  • Akıllı telefon/tablet vs. gibi aletleri çocukları teselli etmek, susturmak için asla kullanmayın.
  • Çocukların kontrolsüz ve uzun süre internet kullanmasına izin vermeyin.
  • Yemek ve çay saatlerinde bilgisayar başındaki çocuğa servis yapmayın, size katılmasını sağlayın.
  • TV veya internet benzeri teknolojik alet merkezli ev düzeni kurmayın.

28 Haziran 2016 Salı

ÇOCUK VE NAMAZ



ÇOCUK VE NAMAZ
Namaz; mü’minin miracı, dinin gereği ve müslümanın özellikle zor ve sıkıntılı zamanlarındaki en büyük dayanağıdır. İslam’ın 5 şartından biri olan namaz Kelime-i Şehadetten sonra 2. şart olarak önümüze çıkmaktadır. Bu da yaşam tarzı olarak İslam’ı seçen bir insanın yapması gereken ilk ve en önemli işin namaz olduğunu ortaya koyuyor.
İslam’da şirk ve küfür kişiyi cehenneme sürükleyen en önemli 2 etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir mü’min bunlardan korunursa ancak cehennemden korunma imkanını elde eder. Küfür(yani inkar) ve şirk(yani Allah’a ortak koşmak) üzere ölmek demek, Allah’ın nimetlerle dolu cennetinden mahrum olmak demektir. Kişi bu hal üzere yaşamak ve ölmekten yüce Allah’a sığınmalıdır. Sadece Allah’a sığınmak yeterli değildir.
Bununla beraber insan, kendisini şirk ve küfürden uzak tutacak etkenlere sarılmakla mükelleftir. İşte o etkenlerden biri ve en önemlisi NAMAZ’dır. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır.” Yani namazı terk edenin bunlara her an düşme tehlikesi vardır. Namaz kılmayan bir müslümanın imanı pamuk ipliğine bağlı gibidir. Her an bu iplik kopabilir.
“Benim kalbim temizdir, yeri gelince Kuran’ımı okurum, özel gün ve gecelerde sabahlara kadar namaz kılarım” sözleriyle insan ancak kendini kandırmaktadır. Böyle söyleyenlere şöyle cevap verebiliriz: “Sizin kalbiniz, ayakları şişinceye kadar namaz kılan ve bunu cennetlik olduğu, kalbi temiz kılındığı halde hiç ihmal etmeyen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbinden de mi daha temiz? Elbette ki bu kabul edilmez bir bahanedir.
Ama namaz bir sabır işidir. Ayetin ifadesiyle Allah’tan hakkıyla korkanlar dışındakilere zor ve ağır gelen bir görevdir. İnsan bir şeyleri ayırt etme yaşına gelmeden evvel namaz ibadetini hayatına oturtmalıdır. Çünkü özellikle 10 yaşından sonra o yaşa edinilmemiş bir alışkanlık, kazanılmamış bir ahlakın kişinin ruhuna yerleşmesi zorlaşacaktır. Bu yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem 7 yaşına gelen çocuklara namazı emretmemizi, 10 yaşına gelmelerine rağmen kılmazlarsa incitmeden hafifçe kaba yerlerine vurmamızı emretmektedir. Çünkü o yaştan sonra bir şeyleri öğrenmek ve uygulamak daha da zor bir hal alacaktır.
Çocuklarda ilk 7 yıl çok önemlidir. Kişinin hayatının temelidir ve bu yaş dönemi. Öyleki 40 yaşındaki bir insana “dün ne yedin?” diye sorsanız belki hatırlamaz ama 6-7 yaşında nerede ne yaptığını çok net hatırlayabilir. O yaştan sonra Kuran öğrenmeye kalksa belki yıllarını alır ama 6-7 yaşına kadar öğrendiği bir “Subhaneke” duasını asla unutmaz. Hiçbir şeyin hafızadan silinmediği bu dönem işte bu yüzden çocuklarımıza güzel alışkanlıklar kazandırma ve ibadet eğitimi verme açısından, çok önemlidir.
Öncelikle gözü önünde annesinin, babasının, dedesinin ve sevdiği diğer büyüklerinin 5 vakit namazını kılması, çocuğu, potansiyel bir namaz kılıcı yapar. Buna ÇEVRENİN ÖRNEKLİĞİ diyebiliriz. Çocuğun namaz kılmasını istiyorsak elbette ki önce bizim kılmamız gerekmektedir. Yoksa hiçbir etkisi olmaz. Peki sadece öncelik yeterli midir? Elbette ki hayır. Çocuklar elimize verilmiş nasıl istersek öyle şekillendirebileceğimiz bir hamur gibidir. Gideceği yönü bizim göstermemizi beklerler. Ama elbette ki hidayet veren Allah’tır. Ama bizim buna vesile olmamızı istemektedir.
Çocuklara namazı öğretirken dikkat edilmesi gerekenler;
1-BİLGİ: Yaş seviyesine göre içi doldurulacak namazın önemi, gerekliliği, farziyeti anlatılmalıdır. Bununla beraber ara ara namaz içindeki dualar ve sureler ezberletilmelidir. İlimsiz amel, amelsiz de ilim olmayacağından namaz ile ilgili bilgi verilmeli daha sonra amel etmesi için teşvik edilmelidir.
2-İKNA: Çocuğa içi doldurulmuş bilgiyi yüklemek yeterli değildir. Verdiğimiz bilgi konusunda onun vicdanına hitap ederek ikna etmemiz gerekmektedir. Vicdanına namaz kılması gerektiğini yerleştiren çocuk, annesi, babası veya bir velisi olmadığı zaman ve yerlerde de namazı bırakamayacaktır. Bu konuda güzelce ikna edilen ve kıldığı namazı sadece Allah için kılmaya alıştıran çocuk, öleceğini bilse namazından vazgeçmez. Ama namaz kılması gerektiğine kâni olmamış çocuk, sadece anne ve babasının zoruyla kıldığından, onların yokluğunda namazı ihmal edecektir.
Şu da bilinmelidir ki mesela 7 yaşındaki bir çocuk namaz kılma konusunda gevşeklik gösterip ihmal edebilir. Ya da kılmak istemediğini söyleyebilir. Anne babalar hemen pes etmeyip ben vicdanına bunu yerleştiremedim mi? diye düşünmemelidir. Çünkü bu, bir günlük bir iş değildir. Sabır ister. İkna etmekte zaman alır. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da “sabır ve namaz” ile Allah’tan yardım istemek gerekmektedir.
3-SEVDİRME: Eskilerden bazı büyüklerimiz anlatırlar. Kendilerine “Niçin namaz kılmıyorsun?” diye sorulunca, “ben küçükken camiye gittim. Hocam beni dövdü. Bir daha da ne camiye adım attım, ne de namaz kıldım” diye cevap verirler. Tabi ki bu bir bahane değildir. Ancak öğretici kişi nefret ettirmeden, sevdirerek namazı öğretmeye dikkat etmelidir. Çünkü birinin günahına sebebiyet vermek onu yapan kadar sebep olana da günah kazandırır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin” buyurmuyor mu? Öyleyse anne babalar veya eğitimciler bıkmadan, usanmadan, yorulmadan sabırla ve güzellikle namazı öğretmeli ve sevdirmelidirler. Yoksa ileri de kılmadığı her namazdan ebeveynin de bir payı ve günahı olacaktır. Allah muhafaza…
4-KOLAYLAŞTIRMA: Rabbimiz (c.c) İnşirah Suresinde 5. ayetinde 
“Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” buyurmak suretiyle insanın kolaylığa olan ihtiyacını dile getirmiştir.

Eğitimde usul kolaydan zora doğru ilerlemektedir. Bir şeyde eğer günah yoksa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kolay olanını tercih ederdi. Çünkü insan tabiatı kolay olana yatkındır. Bu yüzden Rasûlullah “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın” buyurmaktadır. Çocuğumuz 7 yaşına geldiyse artık yavaş yavaş günde 1 vakitte olsa namaz kılmaya başlamalıdır. Bu vakit ev durumuna ve çocuğa göre değişebilir. Mesela bu vakit “Akşam namazı” olabilir. Hem akşamları baba da evde olacağından hep birlikte cemaat yapılıp kılınabilir. Yaklaşık 9-10 ayda 1 vakit namaz eklenirse 10 yaşına gelince 5 vakit namaz alışkanlık haline gelir. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in emri yerine gelmiş olur. Bu yöntem birden 5 vakti kıldırmaktan daha etkili olabilir.
5-ÇETELE VE ÖDÜL: Özellikle yeni başladığı zamanlarda mesela bir haftalık bir çetele tutulup bir haftanın sonunda eğer bütün hepsi kılındıysa küçük bir ödülle çocuk ödüllendirilebilir. Ama çocuğu ödül yağmuruna tutmak da doğru değildir. Çünkü bir zaman sonra etkisini kaybedebilir. Bu ara sıra uygulanabilir. Ama çocuğa asıl ödülünü ahirette alacağı sık sık dile getirilmelidir.
6-CAMİ GEZİLERİ: Annenin, babanın müsait olduğu bir gün belirlenip namazın kılındığı yerler olan cami, mescidlere ziyaretler yapılıp ailecek namaz kılmak çocuğun üzerinde ayrı bir etki bırakacaktır. Dolayısıyla 6 ayda bir 1 yılda bir çocuklar camiye götürülmeli erkekler babasıyla kız ise annesiyle namaz kılmalıdır.
7- BABA OTORİTESİ VE ANNE SEVGİSİ: Öncelikle namazı kılması gerektiği ile ilgili anne baba hemfikir olmalıdır. Anne babanın bu konudaki ayrı düşünceleri çocuğun kafasını karıştırır. Anne baba hemfikir ise oturup bu konuyu ciddiye alarak aile toplantısı düzenlemeli ve çocuklarına nasıl namazı alıştıracakları üzerine düşünüp kararlar almalıdırlar. En son çare bu kararlar çocukla paylaşılmalıdır. Baba bu noktadan sonra otoritesini kullanmalı(tabiki döverek, nefret ettirerek değil) annede kararlı olduğunu belli edip sevgiyle namazı kılmasını sağlamalıdır. Babanın otoritesinden kasıt kararlılık, istikrar ve net olmaktır.
8-SABIR: Burada çocuktan; yani desteğimize ve hatırlamamıza ihtiyaç duyan tüm dünyası oyun olan tertemiz fıtratları bozulmamış, henüz bir şeylerin oturmadığı küçük insanlardan bahsediyoruz. Zikrettiğimiz bu maddeler uygulansa dahi namaz alışkanlığını kazanana kadar elbette ki çocuk; namazı unutacak, bazen istemeden kılacak, bazen mızmızlık yapacaktır. Bize düşen böyle durumlara net, sabırlı ve sakin olmaktır.
9- OYUN VE HİKAYE: Oyun ve hikayeler çocukların dünyasında çok etkin bir yere sahiptir. Namaza teşvik ederken bu ikisi kullanılırsa çok faydalı olacaktır. Mesela günümüzde namazla ilgili hikayelere ulaşmak oldukça kolay olduğu gibi bu tarz oyuncaklar bulmakta oldukça basittir. Bunlar temin edilip çocuklarımızı namaza alıştırma sürecinde bize yardımcı olmaları sağlanabilir.
Velhamdülillahi Rabbil Alemin…


25 Haziran 2016 Cumartesi

BIRAKIN ÇOCUĞUNUZ AĞLASIN



BIRAKIN ÇOCUĞUNUZ AĞLASIN

‘Gülüyorsunuz. Ağlamıyorsunuz’ (Necm/60)

Toplumsal olarak çocuklarımızı susturmak üzerine binâ ettiğimiz bir ebeveynlik modelimiz olsa da, aslında gözyaşı her yaştan insan için çok özel bir sağaltma/iyileştirme mekanizmasıdır. Yetişkinlerin “ağladım rahatladım” cümleleri gibi, pek çoğumuzun zaman zaman hissettiği duygu yoğunluğunun göz pınarlarımızdan süzülmesi bizi denge hâline getirir. Olayların yoğunluğunu ve etkilerini üzerimizden atmamızı sağlar.

Konu çocuk olunca da durum farklı değildir. Çocuklar da -aynı yetişkinler gibi- üzülür, korkar, hayal kırıklığına uğrar ve kızarlar. Hattâ bu duyguları yetişkinlerden çok daha yoğun ve sık yaşarlar. Zîrâ bizler gibi hikmet boyutunu bilemedikleri ve olayların olası sonuçlarını tespit edemedikleri için anlık duygu yoğunluklarıyla başedebilme becerileri gelişmemiştir. Bu yüzden bu duyguları dengelemek için gözyaşlarına ihtiyaç duyarlar.

Çocuğun ağlamasına izin vermek ve duygularını kabûllenmek bir ebeveyn için kazanılması gereken en önemli becerilerden biridir. Lâkin pek çoğumuz ağlayan bir çocuğu gördüğümüzde hemen susturmak gayretinde bulunuruz. Oysa bir olay karşısında ağlayıp rahatlayan bir çocuğun iki dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi oyununa devâm edebilmesi, gözyaşlarının ne denli sağaltıcı bir etkisi olduğunu bize isbât eden yegâne işâretlerdendir.

Bebeğiniz ağlarken;

– 2 yaşından küçük çocuklar –yâni bebekler- pek çok sebepten ağlayabilirler. Bu sebep bâzen açlık, gaz gibi fizyolojik bir sebep olabilecekken bâzen sâdece kucağa alınma isteği ya da annesini özleme gibi bir durum olabilir.

– Bu dönem bir çocuğun gözyaşlarının nedenini anlamak zor olabileceği için öncelikle fizyolojik yoksunluklar giderilmelidir. Karnı aç mı, altı temiz mi bakılmalı, eğer fizyolojik bir mahrumiyet tespit edilemiyorsa kucağa alınarak ağlamasına izin verilmelidir.

– Bebeğe destek olmak ve ağlamasını kabûl etmek için bir şey söylemeniz gerekmez. Hattâ “yok yok” gibi telkinler bebeğiniz için “var” olan sebebi yok saymanız anlamına geleceği için onun daha çok ağlamasına sebep olacaktır. Böyle yapmak yerine kucağınıza alıp şefkatle sarılmak ve “Annen yanında.” cümlesini kurmak bebeğiniz için çoğu zaman yeterlidir.

– Bebeğiniz ağlarken onu susturmak için emzirmek ya da emzik kullanmak, çocuğunuza “üzüldüğünde yemeğe yönel, ağzına bir şey at” telkini verecektir. Günümüz yetişkinlerinin “üzülünce kontrolsüz yemek yiyorum” yakınışının altında çoğunlukla bu anne tutumu bulunmaktadır.

– Bebeğiniz kolik gibi bir rahatsızlık yaşıyor ve sürekli ağlıyorsa, bu süreçte onunla şefkatli konuşmalar yapmanız ve sevgi dolu dokunuşlarla masajlar uygulamanız ona istediği sıcaklığı sunacaktır.


Çocuğunuz ağlarken;

– 2 yaşın üzerinde bir çocuk için pek çok şey değişse de, değişmeyen yegâne şey ağlama ihtiyâcıdır. Bu ihtiyaç öyle kuvvetlidir ki bâzen çocuğunuzun biriken stresini boşaltmak için ağlama sebepleri bulduğunu fark edebilirsiniz. Ona söylediğiniz bir sözü abartıp, gözyaşlarının akmasına kapı araladığını görebilirsiniz.

– Böylesi durumlarda yapmanız gereken çocuğun ağlama sebebi olarak öne sürdüğü olayı irdelemeden, sebeplerini sorgulamadan, çözüm üretmeye kalkmadan onun gözyaşlarına izin vermektir. Zîrâ çocuğunuz bir süre ağladıktan sonra hayatına stressiz bir şekilde devâm edecektir.

– Pek çok ebeveyn çocuğu uzun süre ağlarsa, özellikle bunu toplum içinde yaparsa kötü anne-baba olarak algılanacaklarını düşünür. Oysa iyi anne-babalık “el iyisi” uygulamaları bırakarak, çocuğu için “en iyisi”ni yapma gayretinde olmaktır.

– Çocukları ağlatan bir diğer sebep ise ağladığı sırada ebeveyninin ona neden ağladığını sormasıdır. Zîrâ ergenlik öncesi yaştaki her çocuk ağlama sebebinin gâyet açık olduğunu düşünür. Bu sebebi soran anne-baba ise aslında “seni anlamıyorum” diyen bir yetişkin rolü benimsemiş olur. Bu da çocuğu hayâl kırıklığına uğratır ve ağlamasını arttırır.

– Ağlayan çocuğunun yanında olmak istemekle bunu zorla yapmak arasında fark vardır. Eğer çocuğunuz, ağlarken ona sarılmanızı, yanında olmanızı istemiyor bilakis yalnız kalmayı tercih ediyorsa bu tercihine saygı göstermek ve “eğer ihtiyâcın olursa içerideyim” diyerek mahremiyetine saygı duymak önemli bir ebeveyn tutumudur.

Siz de biraz ağlamak ister misiniz?

– Çocuklar gibi yetişkinlerin de duygularını sağaltmaya ihtiyaçları vardır. Bu yüzden, ağlama eyleminin zayıflıkla eşdeğer kabûl edildiği bir toplum olsak da ağlayabilmek sağlığımız adına da büyük önem taşır.

– Eğer çocukken “sus ağlama” telkiniyle büyütülmüş bir yetişkin iseniz ve ağlayamıyorsanız duygusal bir şarkı dinlemek, film izlemek gibi yardımcı yöntemler kullanabilirsiniz.

– Ağlama kanallarını açmanın en güzel yolu ise, gecenin bağrına serilmiş bir teheccüd seccâdesidir. Zîrâ insana gözyaşlarıyla ıslanmış bir seccâdeden daha iyi gelen bir liman olmayacaktır. Böylesi bir yetişkin olabilmekse, çocukluğunda ağlamasına sevecenlikle izin verilmiş bir süreçten geçmekle mümkün olur.

Hatice Kübra TONGAR




4 Şubat 2016 Perşembe

 
 

 
 
 

PEYGAMBERİMİZİN ÇOCUKLARLA İLETİŞİM YÖNTEMİ
 


 
     Her alanda en güzel bir model olan Allah Resulü’nün tebliğ ve beyan vazifesini ifa ettiği esnada, insanlarla iletişim kurmadaki becerisi şüphesiz önemlidir. On beş asır öncesinin şartlarında tek başına çıktığı bir davada çok kısa bir sürede on binleri etkileyen ve onlar üzerinde yaptırım gücü olan bir şahsiyetin iletişim becerileri ve bu arada beden dilini kullanımı, takdir edileceği gibi iletişim ve bu bilimin diğer dalları bakımından da araştırılması ve üzerinde çokça durulması gereken bir husustur. Bir tebliğci sıfatıyla Hz. Peygamberin, iletişimde çok etkin bir mesaj olan beden dilini nasıl kullandığı bugün bizim için daha bir önem kazanmıştır.
     Peygamber Efendimiz (s.a.v) her zaman çocuklarla iletişim halindeydi. Kendisiyle çocuklar arasında hiçbir hiyerarşi ve engel koymazdı. Çocukların çekinip ürkmelerine neden olabilecek her tutumdan kaçınır, onların teklifsizce yanaşıp konuşmalarını teşvik edip onlarla iletişim kurabilecek davranışlara yönelirdi. Aynı zamanda çok iyi bir dinleyici idi. Çocukları dinler, onların sözlerine kıymet verirdi.
     Şüphesiz Hz. Peygamber (s.a.v)’in eğitim ve öğretimi kendi döneminin fiziki şartları, ihtiyaçları ve metotları çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Öğretim mekânları, konular, metotlar, günümüzde bile on-yirmi yıl hatta daha kısa süre zarfında değişebilmektedir. Bu durumda Hz. Peygamber’in eğitim öğretim konusunda her zaman geçerliliğini koruyabilecek evrensel nitelikteki uygulamaları bizim için önemlidir. 
1.     Çocukları  çok severdi
     Hz. Peygamber (s.a.v) çocukların sevgilisiydi; onları çok sever, sevgi ve şefkatini izhar ederdi. Çocuklarla arkadaş olur; seviyelerine, yaşlarına inmeyi çok iyi bilirdi. Çocukları sık sık bineğine alır, sevindirirdi. Yolda karşılaştığı her çocuğa mutlaka selam verir ve hal hatır sorardı. Zaman zaman onlara isim takar, şakalar yapardı. Enes (r.ah) “Hz. Peygamber (s.a.v) çocuklarla şakalaşmada insanların en ileri olanıdır” buyurmuştur.
   Çocukları  çok öper; Çocuklarınızı çok öpün; çünkü her öpücük için size cennette bir derece verilir…” (Ebu Davud) buyurarak sahabeyi de buna teşvik ederdi. Çocukları çiçeğe benzetir, torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i “İki reyhan’ım benim” diye severdi. 
2.     Çocuklara değer verirdi
     İnsan yaratılışı gereği, değer verdiği ve önemsediği şeyler karşısında daha hassas davranmaya meyillidir. Hz. Peygamber (s.a.v)’in kız olsun erkek olsun çocukları önemsediğini ve onları değerli bulduğunu görmekteyiz. Bir hadisinde, “Eğer süt emen çocuklar, beli bükük yaşlılar, otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize azap sel gibi inerdi” buyurarak, azab-ı ilahiye’ye engel unsurlardan ilkinin “sabiler” (süt emme çağındaki bebekler) olduğuna dikkat çekmiştir. O’nun çocuklarla olan bütün ilişkilerinde, çocukları önemsediği ve onlara değer verdiğini görüyoruz.
     Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatı insana önce insan olduğu için değer veren üstün şefkat örnekleriyle doludur. Ancak O’nun emsalsiz hayatında çocuğun daha özel, daha önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. 
3.     Çocuklarla şakalaşırdı
     O, Allah’ın elçisi olması dolayısıyla ciddi, vakarlı, ağırbaşlı  ve heybetli bir insandı. Bu hali zaten normaldi. Çünkü taşıdığı  görev, üstlendiği vazife bunun gereğiydi. Ancak her haliyle o da bir insandı. Hem de çok cana yakın…
     Herkese samimi ve içten davranırdı. Zaman olur şakalaşır, tatlı ve güzel bir hava oluştururdu. Çünkü başka türlü olsaydı insanlar Peygamberimize yanaşmazlar, ona soru bile sormazlardı. Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar, latifeli konuşur ama hiçbir zaman yalan söylemezdi.
     Bunun yanında Peygamber Efendimiz (s.a.v) insanlarla alay etmez, hafife almaz, dalga geçmez, küçük düşürmez, mahcup etmez, zor durumda bırakmaz, “işletme” gibi olumsuz tavırları hoş karşılamazdı. Peygamberimizin yaptığı şakalar yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla, hanımlarıyla, yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendir. 
     4- Çocukların seviyelerine göre konuşurdu
     İnsanların kişisel özellikleri, yaşı, zihinsel yapısı, içinde bulunduğu psikolojik durumu gibi özellikler bilinmeli ve ona göre uygun yöntem belirlenmelidir. Buna göre 2 yaşındaki bir çocuk ile 7 yaşındaki bir çocuğun seviyesi ve anlama kapasitesi bir olmaz. Onun için verilecek eğitim seviyeye uygun olmalıdır.
     Peygamberimiz çocuklara anlayabilecekleri şekilde hitap ederdi. O’nun konuşmalarında anlaşılmaz ifade ve örnekler yer almazdı. O, hayattan kopuk olarak değil, bizzat hayatın içerisinde konuşur; içinde yaşadığı toplumun hastalıklarını teşhis ederek onlara pratik çözümler üretirdi. Nitekim O şöyle buyurmuştur: “İnsanların seviyelerine ininiz.” ve “Çocuğu olan çocuğuyla çocuklaşsın.” 
     5. Her fırsatta iletişim kurmaya çalışırdı.
     Hz. Peygamber çevresindeki insanlarla canlı bir iletişim içinde olmuş, yanına gelene iyi davranmış, gelmeyenleri de ziyaret ederek mesajını ulaştırmaya gayret etmiştir. Ayrıca misafirperverlik ve misafire ikramda bulunma, gelmeyene gitme, ilişkiyi kesmeme, hasta ziyaretinde bulunma, cenazelere katılma onun günlük işleri ve tavsiyeleri arasındadır. 
     6. Eğitim ve öğretimde uygun zamanı  ve mekânı kollardı
     Hz. Peygamber en acılı günlerinde bile, hikmetli uyarılarıyla etrafındakileri aydınlatmaya devam ederdi. Özel günler, düğün, taziye, mescit, ev, kır, yol vb. onun daveti için değerlendirdiği fırsatlardı. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Mekke döneminde her türlü fevrilik ve taşkınlıktan, neticeye götürmeyen sırf heyecan yüklü hareketlerden kaçınarak şirkle mücadele etmiştir. Çocuklar da dâhil, ilk olarak insanları iman esaslarını kabule çağırmış, böylece her şeyden önce sağlam bir akide tesisine gayret göstermiştir. 
     7. Çocuklara güzel öğütlerde bulunurdu
     Yumuşak davranış ve güzel söz, insan kalbine etki eden ve onun duygularına hitap ederek harekete geçiren mühim bir psikolojik unsurdur. Çocuklarla konuşurken güzellik ve tatlılıkla öğütte bulunurdu. Ashabına ve ümmetine de yumuşak ve şefkatle davranmayı emretmiştir: “Ya Rabbi! Kim ümmetimin herhangi bir işini üzerine alır da onlara yumuşaklık ve güzellikle davranırsa sen de ona güzellik ve rıfkla muamele et” (Müslim)
     O’nun çocuklara güzel öğüt verirken ikna edici ve anlaşılır bir konuşma tarzı vardı. 
     8- Hediye vererek insanların gönlünü kazanmaya çalışırdı.
     Hz. Peygamber (s.a.v) dostlukları kuvvetlendirmek, sevgiyi pekiştirmek, gönül kazanmak, İslam’a yönlendirmek, muhtemel kötülükleri önlemek, hizmet ve başarıyı ödüllendirmek gibi çeşitli amaçlarla, beşeri bir âdete uyarak çevresindeki insanlara hediye vermiş ve başkalarının hediyelerini de kabul etmiştir.
     O’nun eğitim metodu sadece anlatıma dayanan tek yönlü ve pasif bir metot değildi. O, muhataplarına soru ve cevaplar yöneltir, onların özel meseleleriyle ilgilenir, gönüllerini alabilmek için pek çok yolu dener ve hikmetli espriler yapardı. 
     9- Büyük düşünür ve büyük hedefler gösterirdi
     O, en kritik ve zorlu anlarda bile ümitsizliğe düşmemiş, hep Allah’ın yardımına güvenmiş, yeni çıkış yolları aramış ve hakkın hâkimiyeti konusunda asla şüpheye düşmemiştir. Mekke’nin en zorlu şartlarında bile ashabına moral vermiş, Hendek savaşının en sıkıntılı anlarında yine büyük fetih müjdeleri vererek ashabını geleceğe ve büyük hedeflere hazırlayarak manen takviye etmiştir. 
     10- Bıkkınlık ve yılgınlık göstermezdi
     Allah Rasulü (s.a.v) davetinde son derece azimli ve kararlıydı. O “Ya Hakkın hâkimiyeti ve insanların hidayeti ya da bu uğurda ölüm” parolasıyla yola çıkmıştı. Mekke’deki bunca işkence ve eziyete rağmen asla yılmamış, davasından vazgeçmemişi. Müşriklerin uzlaşma tekliflerine karşı; “Bir elime güneşi, öbür elime ayı verseniz, ben yine de bu yoldan dönmem. Ya Allah nurunu tamamlayacak, ya da bir başıma bu uğurda can vereceğim!” diye karşılık vermişti.
     İnsan insana iletişimi öncelikli problem olarak ele alan Hz. Muhammed (s.a.v) sadece inan insanlara değil; dini, dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, sosyal statü ve rolü ne kadar farklı olsa da genelde bütün insanları, özelde de bütün çocukları değerli görerek muhatap almış, kucaklamış; onlarla sağlıklı bir iletişim kurmuştur.
     Özetle söylemek gerekirse Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) her alanda olduğu gibi eğitim-öğretim alanında da bizler için en güzel örnektir. Eğitimci konumunda olan tüm Müslümanlar, O’nun hayatını bu gözle ve dikkatlice okumalı, O’nun hayatındaki eşsiz tablolardan çıkarılması gereken dersleri çıkarıp kendi hayatlarında uygulamaya koymalıdırlar. Davet yolunda ilerlerken izlenen ve gelinen noktayı O’nun yöntem ve hedefleriyle test etmeli ve başarısızlığın yahut hedefe varmadaki gecikmenin nedenleri tespit etmelidir. İşte ancak o zaman onun en güzel örnek (usve-i hasene) oluşu anlamlı hale gelmiş olacaktır. Onu tanımadan onun yolunda olmak, O’na yaraşır ümmet olmak ve O’nun şefaatine mazhar olmak asla mümkün olmayacaktır.
     Ne mutlu O’nun kutlu yolunu ve metodunu takip ederek dünya-ahiret saadetine kavuşan mü’minlere.
 
İdris GÖKALP