Çocuk ve sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk ve sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2016 Salı

ÇOCUK VE NAMAZ



ÇOCUK VE NAMAZ
Namaz; mü’minin miracı, dinin gereği ve müslümanın özellikle zor ve sıkıntılı zamanlarındaki en büyük dayanağıdır. İslam’ın 5 şartından biri olan namaz Kelime-i Şehadetten sonra 2. şart olarak önümüze çıkmaktadır. Bu da yaşam tarzı olarak İslam’ı seçen bir insanın yapması gereken ilk ve en önemli işin namaz olduğunu ortaya koyuyor.
İslam’da şirk ve küfür kişiyi cehenneme sürükleyen en önemli 2 etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir mü’min bunlardan korunursa ancak cehennemden korunma imkanını elde eder. Küfür(yani inkar) ve şirk(yani Allah’a ortak koşmak) üzere ölmek demek, Allah’ın nimetlerle dolu cennetinden mahrum olmak demektir. Kişi bu hal üzere yaşamak ve ölmekten yüce Allah’a sığınmalıdır. Sadece Allah’a sığınmak yeterli değildir.
Bununla beraber insan, kendisini şirk ve küfürden uzak tutacak etkenlere sarılmakla mükelleftir. İşte o etkenlerden biri ve en önemlisi NAMAZ’dır. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır.” Yani namazı terk edenin bunlara her an düşme tehlikesi vardır. Namaz kılmayan bir müslümanın imanı pamuk ipliğine bağlı gibidir. Her an bu iplik kopabilir.
“Benim kalbim temizdir, yeri gelince Kuran’ımı okurum, özel gün ve gecelerde sabahlara kadar namaz kılarım” sözleriyle insan ancak kendini kandırmaktadır. Böyle söyleyenlere şöyle cevap verebiliriz: “Sizin kalbiniz, ayakları şişinceye kadar namaz kılan ve bunu cennetlik olduğu, kalbi temiz kılındığı halde hiç ihmal etmeyen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbinden de mi daha temiz? Elbette ki bu kabul edilmez bir bahanedir.
Ama namaz bir sabır işidir. Ayetin ifadesiyle Allah’tan hakkıyla korkanlar dışındakilere zor ve ağır gelen bir görevdir. İnsan bir şeyleri ayırt etme yaşına gelmeden evvel namaz ibadetini hayatına oturtmalıdır. Çünkü özellikle 10 yaşından sonra o yaşa edinilmemiş bir alışkanlık, kazanılmamış bir ahlakın kişinin ruhuna yerleşmesi zorlaşacaktır. Bu yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem 7 yaşına gelen çocuklara namazı emretmemizi, 10 yaşına gelmelerine rağmen kılmazlarsa incitmeden hafifçe kaba yerlerine vurmamızı emretmektedir. Çünkü o yaştan sonra bir şeyleri öğrenmek ve uygulamak daha da zor bir hal alacaktır.
Çocuklarda ilk 7 yıl çok önemlidir. Kişinin hayatının temelidir ve bu yaş dönemi. Öyleki 40 yaşındaki bir insana “dün ne yedin?” diye sorsanız belki hatırlamaz ama 6-7 yaşında nerede ne yaptığını çok net hatırlayabilir. O yaştan sonra Kuran öğrenmeye kalksa belki yıllarını alır ama 6-7 yaşına kadar öğrendiği bir “Subhaneke” duasını asla unutmaz. Hiçbir şeyin hafızadan silinmediği bu dönem işte bu yüzden çocuklarımıza güzel alışkanlıklar kazandırma ve ibadet eğitimi verme açısından, çok önemlidir.
Öncelikle gözü önünde annesinin, babasının, dedesinin ve sevdiği diğer büyüklerinin 5 vakit namazını kılması, çocuğu, potansiyel bir namaz kılıcı yapar. Buna ÇEVRENİN ÖRNEKLİĞİ diyebiliriz. Çocuğun namaz kılmasını istiyorsak elbette ki önce bizim kılmamız gerekmektedir. Yoksa hiçbir etkisi olmaz. Peki sadece öncelik yeterli midir? Elbette ki hayır. Çocuklar elimize verilmiş nasıl istersek öyle şekillendirebileceğimiz bir hamur gibidir. Gideceği yönü bizim göstermemizi beklerler. Ama elbette ki hidayet veren Allah’tır. Ama bizim buna vesile olmamızı istemektedir.
Çocuklara namazı öğretirken dikkat edilmesi gerekenler;
1-BİLGİ: Yaş seviyesine göre içi doldurulacak namazın önemi, gerekliliği, farziyeti anlatılmalıdır. Bununla beraber ara ara namaz içindeki dualar ve sureler ezberletilmelidir. İlimsiz amel, amelsiz de ilim olmayacağından namaz ile ilgili bilgi verilmeli daha sonra amel etmesi için teşvik edilmelidir.
2-İKNA: Çocuğa içi doldurulmuş bilgiyi yüklemek yeterli değildir. Verdiğimiz bilgi konusunda onun vicdanına hitap ederek ikna etmemiz gerekmektedir. Vicdanına namaz kılması gerektiğini yerleştiren çocuk, annesi, babası veya bir velisi olmadığı zaman ve yerlerde de namazı bırakamayacaktır. Bu konuda güzelce ikna edilen ve kıldığı namazı sadece Allah için kılmaya alıştıran çocuk, öleceğini bilse namazından vazgeçmez. Ama namaz kılması gerektiğine kâni olmamış çocuk, sadece anne ve babasının zoruyla kıldığından, onların yokluğunda namazı ihmal edecektir.
Şu da bilinmelidir ki mesela 7 yaşındaki bir çocuk namaz kılma konusunda gevşeklik gösterip ihmal edebilir. Ya da kılmak istemediğini söyleyebilir. Anne babalar hemen pes etmeyip ben vicdanına bunu yerleştiremedim mi? diye düşünmemelidir. Çünkü bu, bir günlük bir iş değildir. Sabır ister. İkna etmekte zaman alır. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da “sabır ve namaz” ile Allah’tan yardım istemek gerekmektedir.
3-SEVDİRME: Eskilerden bazı büyüklerimiz anlatırlar. Kendilerine “Niçin namaz kılmıyorsun?” diye sorulunca, “ben küçükken camiye gittim. Hocam beni dövdü. Bir daha da ne camiye adım attım, ne de namaz kıldım” diye cevap verirler. Tabi ki bu bir bahane değildir. Ancak öğretici kişi nefret ettirmeden, sevdirerek namazı öğretmeye dikkat etmelidir. Çünkü birinin günahına sebebiyet vermek onu yapan kadar sebep olana da günah kazandırır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin” buyurmuyor mu? Öyleyse anne babalar veya eğitimciler bıkmadan, usanmadan, yorulmadan sabırla ve güzellikle namazı öğretmeli ve sevdirmelidirler. Yoksa ileri de kılmadığı her namazdan ebeveynin de bir payı ve günahı olacaktır. Allah muhafaza…
4-KOLAYLAŞTIRMA: Rabbimiz (c.c) İnşirah Suresinde 5. ayetinde 
“Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” buyurmak suretiyle insanın kolaylığa olan ihtiyacını dile getirmiştir.

Eğitimde usul kolaydan zora doğru ilerlemektedir. Bir şeyde eğer günah yoksa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kolay olanını tercih ederdi. Çünkü insan tabiatı kolay olana yatkındır. Bu yüzden Rasûlullah “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın” buyurmaktadır. Çocuğumuz 7 yaşına geldiyse artık yavaş yavaş günde 1 vakitte olsa namaz kılmaya başlamalıdır. Bu vakit ev durumuna ve çocuğa göre değişebilir. Mesela bu vakit “Akşam namazı” olabilir. Hem akşamları baba da evde olacağından hep birlikte cemaat yapılıp kılınabilir. Yaklaşık 9-10 ayda 1 vakit namaz eklenirse 10 yaşına gelince 5 vakit namaz alışkanlık haline gelir. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in emri yerine gelmiş olur. Bu yöntem birden 5 vakti kıldırmaktan daha etkili olabilir.
5-ÇETELE VE ÖDÜL: Özellikle yeni başladığı zamanlarda mesela bir haftalık bir çetele tutulup bir haftanın sonunda eğer bütün hepsi kılındıysa küçük bir ödülle çocuk ödüllendirilebilir. Ama çocuğu ödül yağmuruna tutmak da doğru değildir. Çünkü bir zaman sonra etkisini kaybedebilir. Bu ara sıra uygulanabilir. Ama çocuğa asıl ödülünü ahirette alacağı sık sık dile getirilmelidir.
6-CAMİ GEZİLERİ: Annenin, babanın müsait olduğu bir gün belirlenip namazın kılındığı yerler olan cami, mescidlere ziyaretler yapılıp ailecek namaz kılmak çocuğun üzerinde ayrı bir etki bırakacaktır. Dolayısıyla 6 ayda bir 1 yılda bir çocuklar camiye götürülmeli erkekler babasıyla kız ise annesiyle namaz kılmalıdır.
7- BABA OTORİTESİ VE ANNE SEVGİSİ: Öncelikle namazı kılması gerektiği ile ilgili anne baba hemfikir olmalıdır. Anne babanın bu konudaki ayrı düşünceleri çocuğun kafasını karıştırır. Anne baba hemfikir ise oturup bu konuyu ciddiye alarak aile toplantısı düzenlemeli ve çocuklarına nasıl namazı alıştıracakları üzerine düşünüp kararlar almalıdırlar. En son çare bu kararlar çocukla paylaşılmalıdır. Baba bu noktadan sonra otoritesini kullanmalı(tabiki döverek, nefret ettirerek değil) annede kararlı olduğunu belli edip sevgiyle namazı kılmasını sağlamalıdır. Babanın otoritesinden kasıt kararlılık, istikrar ve net olmaktır.
8-SABIR: Burada çocuktan; yani desteğimize ve hatırlamamıza ihtiyaç duyan tüm dünyası oyun olan tertemiz fıtratları bozulmamış, henüz bir şeylerin oturmadığı küçük insanlardan bahsediyoruz. Zikrettiğimiz bu maddeler uygulansa dahi namaz alışkanlığını kazanana kadar elbette ki çocuk; namazı unutacak, bazen istemeden kılacak, bazen mızmızlık yapacaktır. Bize düşen böyle durumlara net, sabırlı ve sakin olmaktır.
9- OYUN VE HİKAYE: Oyun ve hikayeler çocukların dünyasında çok etkin bir yere sahiptir. Namaza teşvik ederken bu ikisi kullanılırsa çok faydalı olacaktır. Mesela günümüzde namazla ilgili hikayelere ulaşmak oldukça kolay olduğu gibi bu tarz oyuncaklar bulmakta oldukça basittir. Bunlar temin edilip çocuklarımızı namaza alıştırma sürecinde bize yardımcı olmaları sağlanabilir.
Velhamdülillahi Rabbil Alemin…


25 Haziran 2016 Cumartesi

HAYATIMIZIN SÜSÜ VE İMTİHANI ÇOCUKLARIMIZ



HAYATIMIZIN SÜSÜ VE İMTİHANI ÇOCUKLARIMIZ

            İmtihan dünyasındayız. Vakit imtihan vakti. Çocuklarla imtihan edilmenin, onlarla sınanmanın yaman mı yaman olduğu bir vakit. Birçok şeyle imtihana tabi tutulduğumuz bu cahiliye çağında çocuklarımızla imtihan edilmek imtihanların en çetini olsa gerek. “Biliniz ki, servetleriniz ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir ve büyük mükafat Allah katındadır.” (Enfal 28) diye buyuran Allah (cc) mallarımızın ve çocuklarımızın bizler için birer sınav aracı olduğunu buyurmaktadır.

            Çocuklar, hayatımızın süsü, Allah’ın insana birer hediyesidir. İnsanlar onları görünce yüzü güler, gönlü rahatlar ve içi coşar. Onlarla konuşunca insan zevk ve sevinç duyar. Onlar bu dünyanın çiçeğidir. İşte biz Müslümanlara düşen en büyük görev bizlere nimet olarak verilen çocuklarımızın belaya dönüşmesinin önüne geçmektir. Müslüman aileler, salt çocuk sahibi olmak ve bununla övünmek yarışına girmez. Çünkü anne ve babalar bilirler ki mal ve çocuk ile övünmek cahiliye adetlerindendir. “Bilinmelidir ki inkâr edenlerin ne malları ne de evlâtları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.”(Ali İmran 10)

            Eğitim sisteminin eritim sistemi haline geldiği, ilahi ve aşkın değerlerimizin sekülerizmin ve kapitalizmin ruhsuz atmosferine kurban edildiği bir demde, nesillerimizi yetiştirmenin kolay olmadığını biliyoruz. Bu çağda imtihanımız daha da zor elbette. Elimizden kayıp giden nesillerimizi, masumiyetini yitiren çocuklarımızı, televizyonun ve internetin insafına terk edilen ciğerparelerimizi gördükçe sorumluluğumuzun ağırlığı daha bir belimizi büküyor. Ve biz anne ve babaların imdadına yine yüce Kitabımız Kuran ve peygamberimizin şahika ve şahane örnekliği yetişiyor.

            Anne ve babalar, çocuklarının nasıl ki yeme içme, giyinme, barınma ve iş edinme gibi ihtiyaçlarını üstleniyorlarsa; bütün bunlardan daha önemlisi; Allah’ın emir ve yasaklarını öğretmekle de sorumludurlar. Rabbimiz: “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun”(Tahrim 6) buyuruyor. Önderimiz (s.a.v.) de bu konuda: “Hepiniz gözetleyicisiniz ve hepiniz, gözetiminiz altındakilerden sorumlusunuz” buyuruyor.

Anne ve babalar, salih bir evlat yetiştirmek için gayret göstermişlerse; ölseler dahi o çocuklar her güzel davranışta bulunduklarında  amel defterleri açılır; baba ve anasına da sevap yazılır. Anne ve babalar, kötü bir evlat yetiştirmişlerse; o çocuk her günah işlediğinde; anne ve babasının amel defterleri açılır; onlara da günah yazılır.

Elbette “Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.”(Fatır 18) ve “Herkese kazandığının karşılığı verilir.” (Mumin 17) Anne ve babalar da çocuklarının günahlarından sorumlu tutulmazlar: Peygamberimiz: “Babanın suçundan evladı sorumlu değildir. Baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulmaz” buyuruyor. Ancak, anne babanın ve çocukların müştereken üstlendikleri sorumlulukları vardır. Unutmamak gerekir ki günaha aracı olmak ta günahtır. Bu durum yukarıdaki naslarla çelişmez kanaatindeyim. Şöyle ki; Bir baba, küçük yaştan itibaren çocuğunu, yalana alıştırmış, insanları nasıl dolandıracağı konusunda eğitmişse; karşısına alıp içki içmiş, kumar oynamışsa; eve, kötülüğe teşvik eden kitap, dergi ve gazete getirmiş, ahlak dışı TV kanallarını açıp seyrettirmişse;  bunlarla çocuğunu tanıştırmış fakat vahiyle ve Resulle tanıştırmamışsa; sorumlulukları konusunda hiçbir şey öğretmemiş hatta öğrenmesine engel olmuşsa (ki; bunu yapan bazı babaları tanıyorum); evet, bu baba, çocuğun işlediği kötülüklerden sorumlu olmayacak mı?  Baba veyahut ta anne, çocuğunun işlediği suçtan ziyade o suça dolaylı yoldan sebep olduğu için sorumludur diyebiliriz.

Öte yandan sorumluluğunun idrakinde olan bir baba, çocuğunu Vahiyle tanıştırmak için gayret sarf etmiş; kötülüklerden uzak tutmak için yorulmuşsa; (Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemden korumaya çalışmışsa); mükâfatını biiznillah görecektir. Nisa:4/85. ve Nahl:16/25. ayetlerde Rabbimiz, iyiliğe de, kötülüğe de aracılık edenlerin (şefaatçi olanların) bu fiillerinin karşılıksız kalmayacağını ifade buyuruyor.

         Çocuklarımız bizler için zorlu bir imtihandır. Rabbimiz, Enfal suresi 28. ayetteki gibi Teğabün suresi  15. ayette de “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.” buyurmuştur. Rabbimiz bu verdikleriyle bizi sürekli denemektedir. Mallarımız, mülklerimiz, oğullarımız ve kızlarımız konusunda cennete gidebilmenin hesabını güzel yapmak zorundayız. Eğer bir imtihan sebebiyle bize verilen mallarımız ve çocuklarımızla ilişkilerimizi Allah’ın istediği biçimde ayarlayamaz ve onların altında ezilirsek, dünya bize hakim olursa, bu sahip olduklarımız bize Allah’ı, ahireti, Allah’ın hesabını unutturursa, Allah korusun bu imtihanı kaybettik demektir.

            Yani bu Rabbimizin bize verdiklerini imtihan sebebi bilmez de, mutlak gâye olarak görmeye başlarsak kaybetmişiz demektir. Ama bütün bu sahip olduklarımızı bize bir imtihan sorusu olarak Allah’ın verdiğinin bilinci içinde onları Allah’a kullukta kullanmayı becerebilirsek, çocuklarımızı  Allah’ın istediği bir yöne yönlendirebilirsek, işte o zaman imtihanı kazanmışız demektir. Eşimizle, malımızla, oğlumuzla, kızımızla Allah’a itaate ve cennet kazanmaya yönelebilirsek, unutmayalım ki Allah’ın öbür taraftaki mükâfatı çok büyük olacaktır. 

            Çocuklar da imtihan vesilesidir. Nesebinin sıhhatiyle, dünyaya gelişinden itibaren nafakasının teminiyle, diğer ihtiyaçlarının giderilmesiyle, korunup gözetilmesiyle, gösterilmesi gereken ilgiyle, sevgiyle... Edeb, terbiye ve eğitiminin hak yolda sarsılmadan ilerleyebilecek şekilde yapılıp-yapılmasıyla veya yapılması için gereken gayretin gösterilip-gösterilmesiyle. Onların hatalarının doğrultulması için sarf edeceğimiz gayretlerle. Bu hataların savunulup savunulmamasıyla... Bizi doğrularımızdan koparıp koparamamasıyla... Allah'a olan vazifelerimiz konusunda bizi meşgul edip etmemesiyle. Kibir ve gurur kaynağımız olup olmamasıyla. Ahireti unutturup unutturmamasıyla. Onlara göstereceğimiz sevginin sadece dünya menfaatlerine bağlı olup olmamasıyla...

            Ne mutlu, dünya süsü ve imtihanımızın bir parçası olan çocuklarımızı Aziz dinimiz İslam’ın ahlaki düsturları ile terbiye edenlere. Ne mutlu hayırlı geleceklerimizin mimarı çocuklarımızı İslam’ın hadimi olarak yetiştirenlere. Ve ne mutlu çocuklarımızı Kur’an’ın ve Sünnetin evrensel öğretileriyle tanıştıran anne ve babalara…

                                                          
                                                                                                                                                                                            İdris GÖKALP


1 Şubat 2016 Pazartesi

ÇOCUK EĞİTİMİNDE SEVGİNİN ROLÜ




ÇOCUK EĞİTİMİNDE SEVGİNİN ROLÜ



Çocuğun eğitiminde sevginin  rolü yadsınamayacak kadar önemlidir. Sevgi; açlık, susuzluk gibi sürekli doyurulması gereken bir duygudur. Çocuk temiz havaya nasıl muhtaçsa, aynı şekilde sevgiye de muhtaçtır.HH

İnsan, ekmekle doyar, emekle büyür, sevgiyle yaşar. Sevgi varlığın yaratılış sebebidir. Çünkü varlığı var eden Allah, onu, sevgiyle yaratmış, sevmiş ve sevilmeyi istemiştir. Sevgi, duygu aleminin en sıcak sözcüğüdür. Gönlün neşesi, gözün ışıltısı, ruhun gıdasıdır. Sevgi bireyin iç huzuru, hayatta kalmasını, varlığını sürdürmesini sağlayan tatlı bir duygudur. Toplumda barışı gerçekleştiren, bireyler arasındaki iletişimi canlı tutan bir sıcaklıktır. Sevgi, kainatın, insanın, canlıların ve hatta atom ve hücrenin üzerine oturtulduğu en temel duygudur. Evrenin neresine bakarsak bakalım var olan her şeyi kucaklayan duygunun sevgi olduğunu görürüz.

Zihni ve ruhi gelişmenin neredeyse tek kaynağı sayılabilecek sevginin, bebekliğin ilk günlerinden başlatılıp devamlı ve ölçülü bir şekilde olması gerekmektedir. Çünkü sevginin boşluğunu doldurabilecek ve onun yerine geçebilecek başka bir şey gösterilemez.

Ailede sevgiyi, ilgi doğurur. Deyim yerindeyse ilgi, sevginin hem anasıdır hem çocuğu. İlgisiz sevgi, iktidarsız sevgidir. “Seni seviyorum” deyip de sevginin ispatı anlamına gelen ilgi ve emeği göstermeyen biri, sevginin bedelini ödemekten kaçınıyor demektir. Bedeli ödenmemiş sevgi, haksız kazançtır.

            Aile bireylerine özgürlük sevgiyle verilir. Çünkü sevgiyle verilen özgürlük parçalayıcı ve ayrıştırıcı değil, yürekten bağlayıcı ve birlikteliği sağlayıcı bir işlev görür. Bu sayede topluma aklı hür, vicdanı hür, satılamaz ve satın alınamaz şahsiyetler kazandırılmış olur. Aileyi içerisinde barındıran ev, ya cennet köşelerinden bir köşe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur. Evi cennetten bir köşe yapan şey sevgi, cehennemden bir çukur yapan şey ise sevgisizliktir. Sevginin cennetten bir köşeye dönüştürdüğü evlerde yetişen çocuklar, kendisiyle barışık, kendine ve başkalarına güvenen ve güvenilen, sevecen, umutlu, hoşgörülü ve mutlu birer insan olarak hayata atılırlar.

İslamiyette sevginin önemihttp://www.bakimliyiz.com/images/smilies/smilev.gif Peygamberimizin şu hadisi şerifinde ifade buyrulmuştur: Siz inanmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Ben sizehttp://www.bakimliyiz.com/images/smilies/smilev.gif birbirinizi sevmenize vesile olacak şeyi tavsiye edeyim mi? Aranızda selamı yayın. Karşılaştıkça birbirinizle selamlaşın.” Bu hadisi şerifhttp://www.bakimliyiz.com/images/smilies/smilev.gif insan sevgisinin ne olduğunuhttp://www.bakimliyiz.com/images/smilies/smilev.gif dindeki yerini açık ve kesin bir dil ile ifade etmektehttp://www.bakimliyiz.com/images/smilies/smilev.gif birbirini sevmeyen mü’minlerin gerçek anlamda inanmış olmayacaklarını bildirmektedir.

İnsana tadımlık olarak verilen ilahi sevginin en saf ve en temiz şekilde bulunduğu kaynaklardan bir çocuktur. Cenab-ı Hak annelere bu duyguyu vermemiş olsaydıhttp://www.bakimliyiz.com/images/smilies/smilev.gif anne çocuğu için bunca zahmet ve sıkıntıya katlanır mıydı? Peygamber Efendimizhttp://www.bakimliyiz.com/images/smilies/smilev.gif bütün yaratıkların birbirine acımalarıhttp://www.bakimliyiz.com/images/smilies/smilev.gif hatta kısrağın yavrusunu emzirirken dokunur korkusuyla bir ayağının tırnağını yukarıya kaldırması da Cenab-ı Hakkın rahmetinin eseri olduğunu bildirmiştir.

Çocuğu sevmek kadar, çocuğun sevildiğini de hissetmesi gerekir. Sevgi, çocuğun ahlaki gelişim ve eğitimi için gerekli gübre ve su hükmündedir. İyi huylu bir çocuk olması ya da iyi notlar alması için değil de, şartsız olarak gerçekten sevildiğinin kanıtlanmasına ihtiyacı vardır. Peygamberimiz sav, çocuklarınızı çok öpün, zira her öpücük için size cennette bir derece verilir ki, iki derece arasında beş yüz yıllık mesafe vardır. Melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar. (Müsned-ü Zeyd İbn-İ Ali) buyurarak bize sevgimizi çocuklarımıza göstermemiz konusunda teşvik etmektedir.

Çocuk eğitiminde üzerinde durulan en önemli konulardan birinin sevginin çocuğa öğretilmesidir. Sevgiyi gören, sevildiğini hisseden çocuk, başka canlıları da sevmeyi öğrenir.
Sevmek çocuğu öpmek, kucaklamak demek değildir. Çocukla bütünleşmek ve ona zaman ayırmak, onunla etkinliklerde bulunmaktır.


           Sevgi aynı zamanda çocukla geçirilen zaman anlamına da gelmektedir. Bunun için çocukla kaliteli zaman geçirilmelidir. Çocukla geçirilen zamanın süresi önemli değildir, çocukla neler paylaşıldığı önemlidir.    

            Sevgi, güzel davranışın ve ahlakın köküdür. Sevgi ışığıyla çocuğun hislerini iyi bir şekilde terbiye etmek ve onu yararlı hale getirmek mümkündür. Sevgi ve muhabbetten tatmin olmuş bir çocuk, şen bir ruha ve esenlik dolu bir kalbe sahip olur.

            Peygamberimiz (sav)  Çocuklarınızı üç haslet üzerine yetiştiriniz. Peygamber sevgisi, ehli beytin sevgisi ve Kuran tilaveti.”

            Çocuklarımızın istikbalini peygamber sevgisinde aramalıyız. Güller gibi dünyaya gelen çocuklarımızın, ihanete uğramış birer emanet durumuna düşmemeleri, kendileriyle beraber bütün ufukları ateşe vermemeleri, çağların son sömürgesi durumunda olmamaları ve çocuksu şölenlerin bitmemesi için peygamber sevgisine hava gibi, su gibi ihtiyaçları vardır. Onların bu ihtiyaçlarını mutlaka gidermeliyiz. Çocuklarını peygamber sevgisinden mahrum bırakanlar, onlara en büyük kötülüğü ederler. Allah ve peygamber sevgisi imandandır. Belki de imanın ta kendisidir. Bu sevgiden yoksun olan kimsenin gerçek anlamda inanmış olduğu  söylenemez.


Nitekim Hz. Ömer:

            -Ey Allah’ın Resulu, ben sizi canımdan başka her şeyden daha çok severim dedi. Peygamberimiz sav

            -Ey Ömer, canımı kudrete elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, beni canından da daha çok sevmedikçe olgun mümin olamazsınız, buyurdu. Peygamberimizi dikkatle dinleyen Hz Ömer

            -Ey Allah’ın Resulu, vallahi ben şimdi sizi canımdan daha çok seviyorum, deyince Peygamberimiz sav:

            -İşte ya Ömer, şimdi olgun mü’min oldun.” Buyurdu.

            İşte Ailede çocuk eğitimi verilirken bu sevgiyle çocuklarımızı yetiştirmeliyiz. Unutmayalım ki, sevginin de bir ahlakı vardır. Ne mutlu çocuklarımızı “Vedud” olan Rabbin ve “Habib” olan Muhammed’in sevgisi üzere yetiştirenlere…


                                                                                   İdris GÖKALP