hayat iman ve cihad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat iman ve cihad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2016 Perşembe







HER ŞEHİD BİR ADIMDIR ZAFERE!

Nice ölü kalpler vardır ki şehitlerin ilginç hayatlarını dinlemek suretiyle dirilmiştir. Nice yolunu kaybetmiş kimseler şehitlerin hayatını okuduktan sonra doğru yolu bulmuştur. Nice gafil ve günahkârlar şehitlerin hayatından etkilenip, Rabbine dönmüştür.
Şehadet ve Şehid kavramlarının batıl ideolojiler tarafından sinsice kullanıldığı günümüz Türkiye’sinde, duyarlı müslüman kardeşlerimizin hafızalarını tazelemek ve Allah yolunda şehit olan örnek şahsiyetlerin mücadelelerini hatırlatmak gerekiyor.
İşte  Şubat ayı birazda bu hatırlatmaya vesile olduğu için bizim için ayrı bir önem arz ediyor.
İslam toplumunda kardeşlik, vefa, sevgi, adalet gibi önemli değerlerin kaybolduğu, ilimden ve cihaddan uzaklaşılıp seküler ve kapitalist bir hayatın benimsendiği günümüzde şehadeti ve şehidlerimizi hatırlatmak, şehadeti gündeminden çıkaran Müslümanlar için ayrı bir önemi haiz olsa gerek. 

         Komutan Bilal’in kardeşlerini korumak için mevziden canı pahasına fırlamasını, Ahmet Yasin’in tüm olumsuzluklara rağmen hakkı haykırmasını, Metin Yüksel’in mücadele azmini, Hz. Ömer’in adaletini, Abdullah Azzam’ ın ilmi ile amel etmesini, Seyyid Kutub’un Tağut’a boyun eğmeyişini, Hattab’ın cesaretini, Şamil’in destansı direnişini, İskilipli Atıf’ın takvasını, Bülent Tuna’nın ihlasını, Cevahir Çağlar’ın örtüsünü, Şeyh Said’in kıyamını, Mervan Hadid’in sabrını ve Suriyeli kardeşlerimizin asrın firavununa karşı onurlu direnişini kendi nefsimiz başta olmak üzere duyarlı tüm kardeşlerimize bu ay vesilesi ile hatırlatmak gerekiyor.
Şehadet ; İslam’ın özünde Peygamberlikten sonra gelen en yüce makamdır.
Şehidlerin Sultanı (sav) şöyle buyurmuştur :
‘’Allah’a yemin ederim ki ; Allah yolunda cihad ederken şehid edilmeyi,sonra tekrar diriltilip tekrar şehid edilmeyi,sonra yine diriltilip yine şehid edilmeyi ne çok isterdim.’’
Şehadet’i anlatamaz diller,anlatamaz sayfalar,satırlar.
Sadece şehidin yüzünde gülümseyiş anlatır O’nu.
İşte mutluluktur bu !
Aşkla Rahmana kavuşmaktır bu !
Derler ki ; ‘’ Neden bu kadar arzular bazı kimseler Şehadeti? ‘’
Denilir ki :‘’Aşkını canınla ispatlamak, ölürken dirilmek ve aydınlatmak çağları, hiç arzulanmaz mı ?’’
Şehadeti gönülden isteyenler ve Şehidçe yaşamak için çabalayanlar, Şehadete kavuşmanın mükafatını bilirler. Şehadet ; aydınlık bir hayatın başlangıcıdır. Ve ölümünle çağları aydınlatmaktır. Bunu bildiği için ‘’Şehadet bir Çağrıdır Nesillere ve Çağlara’’ demiştir Metin Yüksel…
Ve şehidler sanki uykudadırlar. Sanki biraz sonra uyanacakmış gibidirler..
Yüzlerinde huzur anlatır bunu.
Bu vesile ile tüm aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor ve şehit olan önder ve örnek şahsiyetlerin şehadet ile ilgili sözleri ile noktayı koymak istiyorum.
         “Gâyemiz Allah’tır, önderimiz Rasûlullah’tır. Anayasamız Kur’an, yolumuz cihaddır. En yüce temennîmiz Allah yolunda şehîd olmaktır.” (Şehid Hasan el-Bennâ)
“Kalem sahibi kimseler birçok büyük işler yapabilirler. Ancak; fikirlerinin yaşaması pahasına kendilerini fedâ etmeleri şartıyla... Fikirlerinin, kan ve canları karşılığında mânâlanması şartıyla... ‘Hak’ bildikleri şeyin ‘Hak’ olduğunu fütur etmeden söyleyip, gerekirse bu uğurda başlarını vermeleri şartıyla...”
Eğer idamı hak etmiş olarak Hakk’ın emri ile ipe çekiliyorsam, buna itiraz etmem haksızlıktır. Eğer bâtılın zulmüne kurban gidiyorsam; bâtıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!” (Şehid Seyyid Kutub) 
“Ey İslâm dâvetçileri! Ölüm tutkunu olun ki, size hayat bağışlansın. Sakın amelleriniz sizi aldatmasın, aldatanlar sizi Allah ile aldatmasın. Okuduğunuz kitaplar, devam ettiğiniz nâfileler sakın sizi aldatmasın!” (Şehid Abdullah Azzam) 
“Zulüm, kısmak istediği sesi nâra yapar. Ve bazı ölüler, yaşayanlardan daha yüksek sesle konuşur.” ( Şehid Malcolm X)
“Biz elbette Rabbimize döneceğiz. Beni bu değersiz dallarda asmanıza karşı pervam yoktur. Muhakkak ki yolum İslâm ve Allah içindir.” (Şehid Şeyh Said)
Selam olsun hayatını Kudüs'e adayan Ahmed Yasine...Selam olsun rahatından vazgeçerek yarınların sahibi olmak isteyen Hasan El Benna'ya...Özgürlüğün bayraktarı Malcolm X e selam olsun...Kırk bin Hama Şehidine selam olsun…Şehadeti tüm nesillere ve çağlara aktaran Metin Yüksellere Selam olsun…Çağdaş firavunlara karşı eğilmeyen Abdulkadir Mollalara Selam Olsun…Selam olsun tağutun hükmünü onaylamayan Seyyid Kutuplara…El Halil şehidlerine selam olsun…İslami hareketin önderlerine,yollarımızı aydınlatanlara selam olsun… Çağa şahidlik edenler Suriyeli mücahid kardeşlerimize ve sırasını bekleyenlere selam olsun…

Cenabı Hak’tan bizleri kendi yolundan ayırmamasını ve şehidlerimizin mertebesine ulaştırmasını niyaz ederiz.
Unutmayın... Her Şehid Bir Adımdır Zafere!

İDRİS GÖKALP


8 Şubat 2016 Pazartesi



 
HAYATA ŞAHİTLİK ETMEK


 Hayat, amaçlarıyla, amaçları doğrultusunda yaşanarak ve amaçlarına uygun bir şekilde son bulmasıyla anlamlıdır, onunla değerlidir. Amaçsız bir hayatın insana yakışan bir hayat olamayacağı apaçık bir gerçektir. Esasen ancak anlam yüklü bir hayat yaşayabilenler, hayatlarına verdikleri anlam doğrultusunda kendilerini aşarak başkalarına faydalı olabilirler.

Bir Müslüman için hayat, İslâm’a uygun yaşandığı oranda değerli bir anlama sahip olur. İslâm’a uygun olarak anlaşılamayan ve yaşanamayan bir hayatın değeri de yoktur. Allah’ın aziz dini İslam, müntesiplerine kuru bir iman telkininde bulunmaz. Yaşadığımız an ve mekân ne kadar cahiliye karanlığı içinde olsa da, dinimiz hayatın tam ortasından, aktif bir iyilik anlayışıyla hayata şahitlik etmemizi ister. Vahyi ve nebevi bilinci kuşanmış mü’minleri bekleyen bu ağır sorumluluk insanlığın kurtuluşu için olmazsa olmazlardandır. Nebevi hareket metodunu içselleştirmiş mü’minler, Peygamber’in (sav) içinde yaşadığı toplumda,  vahyin aydınlığı doğrultusunda şahitlik yaparak nasıl bir toplumsal inkılap gerçekleştirdiğini gayet iyi bilmektedirler.

            Şahit, doğrulayan, ispat eden demektir. Allah’a, varlığına, birliğine, kitabına, peygamberine iman eden bir mü’min, diğer insanların görebilmesi, örnek alabilmesi için bunun vecibelerini ortaya koymalıdır. İmanından kaynaklanan adaleti, doğruluğu, temizliği, eminliği, kıyamı sergilemeli ve insanlar üzerinde şahitler olabilmeyi hedef edinmelidir. Şahitliğin tasdik makamı kalptir ve kalbin en büyük şahitliği Allah’a imandır. Müslüman imanı ve İslami kimliği gereği karşılaştığı problemlere yönelik rengini belli etmeli, şahsiyetli ve ilkeli bir tavır ortaya koymalıdır. Şahitlik  bunu gerektirir.  “Böylece sizi orta yolu benimseyen bir ümmet yaptık ki, siz insanlara şahit (örnek) olasınız ve peygamber de size şahit (örnek) olsun…” (2/Bakara 143) İmtihanımız, bu şahitliği ortaya koyup koyamadığımız oranda anlam kazanır.

 
            Şahitlik hayatta pasif değil aktif olabilmektir, güdülen değil adalet üzere yöneten olmaktır. Şahitlik adaleti hakim kılmaktır. Rabbimiz Mü’minlere “Ey iman edenler! Allah için şahitler olarak adaleti yerine getirenler olun” (Nisa 135) buyurmaktadır. Şahitlik hayata müdahil olmaktır. Zulme, haksızlığa, tuğyana, günaha, yalana ve şirke müdahale… Müdahale ve mücadelenin alanı hayatın tümünü kapsamaktadır. Mü’min birey itikadi, ibadi, siyasi, ekonomik ve toplumsal şirkleri ortadan kaldırmakla mükelleftir. Allah’a karşı sorumluluklar, gerektiğinde gece gündüz, gizli açık malından harcamayı, gerektiğinde hicret, gerektiğinde ölmeyi zorunlu kılabilir. Evet, asrın garibi Müslüman için hayata şahitlik etmek kolay değil. Yol dikenler ve engellerle dolu; lakin nebevi mirası devam ettirmek ve Allah’ın cennetine talib olmak için elzem bir durum bu.


            Bir hırka, bir lokma anlayışını reddeden dinimiz, çarpıtılmış zühd anlayışına, bidat, hurafe ve içinde şirki barındıran tasavvufi ritüellere, bununla birlikte insanı miskinleştiren ve pasifleştiren mistik yaşantıya karşıdır. Bu karşı oluş Kur’an’ı hakkıyla okuyan her Müslüman tarafından tüm çıplaklığı ile müşahede edilecektir.

 
            Kur’an’ın bir hayat kitabı olduğunu ve hayatın her anına ve alanına hayr ve adalet üzere müdahale ettiğini bilen Müslümanların yaşadıkları hayatta pasif olmaları beklenemez. Mü’minler bir haksızlık, kötülük ve zulüm gördüklerinde bunu elleriyle veya dilleriyle engellemeleri gerektiğini, bu da olmuyorsa hiç değilse kalben bu fiilleri çirkin görmeleri gerektiğinin bilincindedirler. Müslümanlar iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak gibi ilahi bir misyon ve sorumlulukla mükelleftirler.


            Hayata tevhid ve adalet üzere şahitlik yapmak gerekir. Tevhid, İslam inancının temel şiarıdır. Müslüman, kalbini ve zihnini asrın modern putlarından tevhidin nuru ile temizleyebilir. Tevhid abı hayattır. Ölü kalpleri diriltir; insanı karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Tevhidin ve adaletin bireysel ve toplumsal hayatta tesisi ancak hayata hakkıyla şahitlik yapan muvahhidlerin eliyle mümkün olacaktır.


            Mü’min vahyin şahididir. Bu şahidlik ilahi iradenin müslümana yüklediği asli sorumluluktur. Yüce Kitabımızda mü’minler: "Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi şahid olanlarla beraber yaz". (Ali İmran 53) dediler. Vahyin ve İslam’ın şahidliği, kınayanın kınamasına aldırmadan, mazlum ve mahrumun hakkını korumak, haksızlıklara karşı koymak, doğruların modeli olmak, kısaca tüm insanların takip edeceği bir yol çizmekle mümkün olacaktır.

 
            Şahitlik etmek İslam’ın tanığı olmak demektir. İslam ortaya konulan canlı tanıklıklarla açığa çıkar, sessizliği bozar, cahiliyenin gerçek yüzünü, sömürgen, köleleştirici taraflarını deşifre eder. Şahitlik, hayatın çeşitli aşamalarla dolu bir imtihan olduğu bilincini taşımaktır; zalimlere karşı en üstün konum alıştır.


Rabbimiz bizleri hayata hakkıyla şahitlik edenlerden eylesin. Kuran’ın ve Hz. Resul’ün sünnetinin rahlei tedrisatında ömür tüketerek hayata şahitlik edenlerden eylesin. Rabbim müslümanca yaşamayı ve iman üzere ölmeyi nasip etsin. Hz. Ömer’in güzel duasıyla bitirecek olursak: “Allah’ım bizleri şehitlikle rızıklandır.”

 

 

                                                                         İdris GÖKALP