22 Ekim 2017 Pazar

NEDEN OKUMALIYIZ?

NEDEN OKUMALIYIZ?

Esedullâh Saîd


Bu yazımızda; “Neden Okumalıyız?” diye soracak ve 20 maddede bu soruya cevap arayacağız. Bu cevaplar okumanın yararlarını da bizlere sunacak, inşeAllah. Şimdi buyurun yararlı bir yazıyı okumaya… Bismillah…
1) İlk Emir Olduğu İçin, Oku!
Son gönderilen, hükmü kıyamete dek baki olan ilahi kitab Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Yaradan Rabbinin ismiyle, oku! O, insanı bir alakadan (embriyodan) yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretendir. O, insana bilmediğini öğretti.”(Alak: 96/1-5) Bizler, bizleri bir alakadan yaratan, sonsuz kerem sahibi Rabbin kullarıyız. Önümüzde de Rabbimizin ‘‘oku!’’ diyen ilk ayetleri var. Biz bu emri yerine getirmek için ne yapmak gerektiğini ne kadar düşündük? Ve düşündüklerimizin ne kadarını yaptık? Ey okuyanlar! Ey öğrenenler! Emri vereni tanımak için ne kadar okuduk? Yeterli değil diyorsak hala vakit varken hadi buyurun O’nun ismiyle okumaya…
2) Dinini Öğrenmek ve Dindar Nesiller Yetiştirmek İçin, Oku!
İnsan için öğrenmesi gerekli konuların başında onu ahiret saadetine taşıyacak konuların tahsili gelir ki, bu da dini konuların tahsilidir. Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın Müslümanlığı bilmemesi ne hazindir! Öğrenmek istememesi ise ne kadar acı! Müslüman, “neye, nasıl inanmalıdır? İnandıklarını hayatında nasıl yaşamalıdır?” diye sormayan, kendisine sorulduğunda bilmeyen fertlerin oluşturduğu toplumlar ne kadar Müslümanlaşmış toplumlardır? Maalesef ki bizler, insanların her şeyi merak edip öğrenmek için yorulduklarını görenler olarak, onların dinden uzak olduklarını da müşahede etmekteyiz. Bu durumdan rahatsızlığımız da elbette çoktur. “Onları dine yönlendirmemiz nasıl olmalı?” sorusunu soranlar olarak, dindar Muvahhid nesillerin yetiştiğini görmek en büyük hedeflerimiz arasındadır. Okuma durumları ilkokul seviyesindeki bir nesil sınıfta kalmış demektir. Bu nesillerin yetişmesi de yine ilme ve okumaya bağlıdır. Oturanlarla yürüyenlerin, yürüyenlerle koşanları varacakları yerler aynı olmadığı gibi, okuyanlarla okumayanların varacakları yerlerde aynı olmayacaktır. Öyleyse iyi bir Müslüman olmak isteyenler, ‘ilimle yol almayım’ diyenler, dindar, edebli ve ahlaklı nesillerin yetiştiğini görmek ve yetiştirmek isteyenler, okumaya ve okutmaya devam!
3) Öğrendiğini Öğretmek İçin, Oku!
Okuma eyleminin bir neticesidir, öğrenmek. İyi ama insan sadece kendisi için mi öğrenir? Belki birileri böyle düşünebilir ancak bizler onlar gibi düşünmüyoruz. Müslüman, fayda insanıdır. Ondan tüm canlılar faydalanır. Bu faydalardan birisi de onun öğrendiklerini paylaşmasıdır. Müslüman okur, öğrendiğini öğretmenin sadaka olduğunun farkında olmalı ve sadece kendisi için değil, ufkunu geniş tutarak büyük ailemiz olan ümmet için de okumalıdır.
4) Hayatını Anlamlandırmak İçin, Oku!
Aslında hayatta her bir kelime ve kavram bizlerle konuşur. Ancak bazıları birkaçını anlar, bazıları ise tamamını… Bazıları kelimelerle tanışır, bazıları ise tanışmakla kalmayıp, onların dünyasında gezintiye çıkar. Bundan dolayıdır ki, okuduğumuz her şeyi anlamlandırmak önemlidir, hatta ve hatta gereklidir bizler için. Anlamlandırmak deyince, anlatılanların ötesindekileri anlamaya çalışmaktır. Anlamlandırmak, kelimeler okyanusundan mana incileri çıkarmaktır bir nevi. Herkes iyi bir dalgıç olamayabilir ancak iyi dalgıç olanlar iyi okuyanlardır. Ve yine iyiyi okuyanlardır, hayatı anlamlandıranlar.
5) Kendini Geliştirmek ve Kültürlü Olmak İçin, Oku!
Zihni kullanmamak zihinsel paslanmanın sebeplerinden biridir. Paslanmayı önlemekte zihni kullanmakla mümkündür. Zihni kullanmak ise okumakla başlar, düşünmekle devam eder ve üretmekle sonlanır. Zihni faaliyetleri iyi yönde gerçekleştiren insanların insanlığa iyi yönde birçok mesajları vardır ve de olacaktır. Bu mesajların oluşmasında derlenmesinde ve de sunulmasında ise kişiye lazım olan şeydir, kendini geliştirmek. Kendini geliştirmek, dünya ve ahirette fayda sağlayacak olan yönlerde olmalıdır. Yoksa faydasız şeylerle ömür tüketmek akıllıca bir iş değildir. Oysa kendini geliştiren zihni pas tutmamış olanlar sonucu görmekte gecikmezler. İki artı ikinin basit bir işlem olduğu gibi zihne yatırım yapanların iki artı ikileri de vardır. Kendimizi geliştirmek, hayırlı sonuçlara ulaşmak, insanlığa hayırlı mesajlar vermek içinde vazgeçilmez bir gereksinimdir, okumak. Zenginlik-mevki, şan-şöhret vb. şeyler insan hayatında geçicidir. Ancak okumayla elde edilenler geçici olmaz. Yetiştirmiş, kültürlü ve saygın bir kişiliğin, Müslüman nezaketinin kazanılması için de yine önemlidir, okumak. Ayrıca okuyanlar okuyacaklara örnek teşkil ederler. Anne ve babalara duyurulur!
6) Zekânı Köreltmemek, Geliştirmek İçin, Oku!
Beyin insan için en önemli yerlerden bir yerdir. Öyle ki o, insanın maddesi ve manasını etkiler. İnsan için paha biçilmez bir hazine bir servettir beyin. Tabi ki her hazine de korunmalı ve uygun yerlerde kullanılmalıdır. Beyin de doğru şekilde kullanılmalıdır. Yanlış şekilde kullanımı zarar, doğru yerde kullanımı yarardır. İşte okuma eylemiyle beyin faydalı bir yerde kullanılmış olur. Bu işlemin neticesinde de birçok olumlu gelişmeler sağlanabilir. Aksi olup ta beyin bu faydalı faaliyetle kullanılmazsa paslanır. Bilinmektedir ki insan beyninin iki loptan oluşur ve her iki kısmın yetilere ayrıdır. Okuma eylemini gerçekleştiren bir beynin iki lopu da dengeli bir şekilde çalışır. Örneğin görsel video, film vb. şeylerin izlenmesi durumunda sağ lop pasif bir durumdadır. Pasif kalan kısımsa zamanla körelir, bir nevi paslanır. Okumayla beyin aktif çalışarak bu körelme ve paslanmayı önler. Hatta beyin kapasitesi de artar. Zekânın da bakıma ihtiyacı vardır. Onun bakımı da okumak ile sağlanır. Kitap okumanın değerini yaşlandığı halde zihinleri yaşlanmayanlar daha iyi anlarlar.  
7) Özgüven Sahibi Olmak İçin, Oku!
Özgüven, insan için manevi bir zenginliktir. Bu manevi zenginlikle kişi birçok şeyi başarabilir. Onun yokluğu ise bir nevi manevi fakirliktir. Hatta özgüven yoksulluğu manevi bir hastalıktır da. Bu fakirlik ve hastalık ise bireyleri de toplumları da perişan eden bir durumdur. Özgüven sahibi olmak ise hem bireye, hem de topluma olumlu etkileri vardır. Özgüven sahibi olmak elbette yapılacak bir liste çıkarılabilir ancak dikkat edilecek husus; bu listede okumanın üstlerde olacağıdır.
8) Kelime Hazineni Geliştirmek İçin, Oku!
Okunan her kitap kelime hazinesini geliştirir. Zihinsel sözlük, zihinsel becerilere sebep olur. Bireysel özgüveni artırır. Sosyal hayattaki başarıya da etkisi vardır. İnsan doğduğundan itibaren kelimeler öğrenir; kelimelerle öğrenir ve onlarla kendini ifade eder. İnsan, öncelikle içinde bulunduğu toplumun dilini öğrenir ve zamanla diğer dillerin kelimeleriyle tanışır. Çoğu insan bir yabancı dile merak sarar. Her zaman bu merakın sonucu tam bir öğrenme olarak geri dönemese bile yine de belirli kelimelerle tanışır. Bu insana belli bir haz da verir. Çünkü bir kelime bile olsa öğrenmek güzeldir. Ve insan bu güzelliği yakalamıştır. İşte böyle nice yeni kelimeyle tanışmanın yollarını insan okumakla bulur. Dünden bugüne nice kelime, tarihin içerisinde, tozlu kitapların arasında kalsa da; okur, tarihteki yerinden o kelimeyi çıkarır ve tozunu siler. Artık konuşması daha zengin, ifadeleri daha yerindedir. Buna vesile olan da okurun manevi hazinelerin peşinde koşmasıdır. Elinde detektör yerine kitap olan okur, hazineleri buldukça doymayan obur misali yine arar, yine arar ve yine arar… Ve okuma eylemi onun vazgeçilmezi olur.
9) Başarılı Olmak İçin, Oku!
Başarı birçok şeyle mümkündür. Bir tanesi de zihnin eğitimi ve gücüdür; bu da okumakla gerçekleşir. İnsanlar hayatlarında başarılı olmak isterler, bu doğal bir istektir. Ancak başarı için yapılan işe göre belirlenen şartlar vardır. Her işin kendi başarı denklemi farklıdır. Ancak bir hakikattir ki, her denklemin okunması, bilinmesi öğrenilmesi gerekir. Tabi ardından da uygulanılması… Tarih boyunca gelmiş geçmiş insanlar hakkında şöyle kısa bir araştırma yapsanız, alanlarında başarılı olanların ortak özelliği olarak bilgi seviyelerinin yüksekliğini görebilirsiniz. Evet, bilgi güçtür. İyi bir okuyucuda bu gücü depolayan kişidir. Bu depolama da başarı olarak karşımıza çıkar.  
10) Üretken Olmak İçin, Oku!
İnsan üreten ve tüketen bir varlıktır. Maddesi için üretip tükettiği gibi manası için de üretir ve ondan beslenir. Tarih boyunca her inanç, kendi üretimini yapmış ve insanlığa sunmuştur. Bunlar kimi zaman benimsenmiş, kimi zaman benimsenmemiştir. Tarih fikirler çöplüğüyken, nice bedenleri gömülenlerin fikirleri gömülmemiş, nicelerinin ki ise izlerini çoktan yitirmiştir. İnsanlık sürekli fikri bir üretimle kimi zaman doğruların limanına yanaşmış, kimi de yanlışların fırtınasında izini kaybetmiştir. Ancak fikri ve zihni üretim süregelmiş ve süregelecektir. Dediğimiz gibi insan, üretken varlıktır. Yüce Yaratıcı ona bu özelliği vermiş, o da bunu kullanmıştır. Tabi önemli olan bu özelliği nasıl ve nerede kullanıldığıdır. Bizler Müslümanlar olarak her türlü hayır adına çalışanlarız, öyle olmalıyız. Bizler Rabbimizin bizlere gönderdiği din olan İslam’a sahibiz. Elhamdulillah. İslam, tüm insanlığın dini, Allah’a teslimiyetin sunulduğu tek hak dindir. Bugün bizlerin yapması gereken kokuşmuş, bozulmuş ideolojilerden beri olmak ve İslam’ın sevdalıları olarak dinimize hizmette bulunmaktır. Bir kelime, bir harf dahi katkımızın olması bizim lehimizedir. İşte bu hedef içinde okumak faaliyeti kaçınılmaz bir faaliyettir. İlgililere duyurulur.
11) Telaffuzunu Güzelleştirmek İçin, Oku!
Konuşma insanı etkileyen en önemli araçtır. İnsanı yaratan yüce Rabbimiz, kullarına özel bir iletişim aracı olarak dili vermiştir. Nice duygu ve düşünce anlık olarak işlenen beyin fabrikasında dille üretime geçer ve insan konuşur. Anlatır ve dinler. Konuşmak insan için önemliyken, konuşma içinde telaffuz önemlidir. İnsanlar karşılarındakilerin telaffuzlarına dikkat ederler. Özellikle topluma sözlü mesaj verecek olanlar için vazgeçilmez gereksinimlerden birisidir, doğru telaffuz. İşte bu konuda da yapılması gereken eylem planı yine okumaktır.
 12) Güzel Bir Hayatı Yaşamak İçin, Oku!
Güzel yaşamaktan kastımız haramları hayat yapıp sorumsuzca yaşamak değildir. Bilakis güzel yaşamak yaratılış gayesini uygun şerefli yaşamaktır. Her kitap bir basamaktır. Okur, okudukça o basamaklardan yükseklere çıkar ve oradan etrafı görmeye başlar. Güzeli ve çirkini, doğruyu ve yanlışı görür. Ve seçim yurdunda gördükleri arsında bir seçim yapar. Aklını kullananlar güzel hayatı seçerler. Onlar bilirler ki, dünyada yaratılış gayesine göre güzel bir hayatı yaşayanlar sonsuzluk âleminde daha güzel bir hayatı yaşayacak olanlardır. İşte okur, güzelliklerin sevdasıyla güzeli okur. Okumak onun için güzeli bulmak ve güzele ermek için bir eylemdir.
13) Ufkunu Geliştirmek ve Zihinsel Özgürlük İçin, Oku!
Yine ufkumuzu geliştirmek ve meselelere orijinal bakabilmekte okumakla sağlanır. Hayal edebilecek yeteneğe okumakla ulaşılır. Okumak insanın göremediklerini görmeye yarayan etkili bir araçtır. Bu araç sayesinde nice bilinmeyen bilinir, nice görünmeyen görünür. Okuyarak nice uzaklar yakınlaşır, nice yakınlar da aşılır. Zihinsel özgürlük içinde okumak gerekir. Etkilenen değil de etkileyen olmak için zihinsel özgürlük gerekir. Zihinsel özgürlük okumakla başlar ve özgür kalmak okumaya devamla mümkündür. Ayrıca bazen hayal kurmak gerekir. Hayalden kastımız elbette masal ya da ütopik kurgular değildir. Hayal, henüz gerçekleşmeyen ancak gerçekleşeceğine inanılanlardır. Allah’ın Rasulü, Hendek Harbinde düşman muhasarasında iken sahabesine Roma ve Pers topraklarını müjdelediğinde bu müjde oradaki münafıklar için tamamen bir hayaldi. Alaya alınacak bir hayal… Ancak sahabe bu müjdenin nasıl gerçekleşeceğini hayal edip faaliyete geçtiler. Ve sonuç, fütuhat… Bu günde bizlerin okur olarak peşinden gideceğimiz, fethedilmeyi bekleyen hayalimiz vardır. Yeter ki farkında olalım!
14) Güncel Kalmak İçin, Oku!
Yeni şeyleri öğrenmek okumakla mümkündür. Evrensel gelişmeleri takip etmek ve gündemi yakalamak için okumak kaçınılmaz bir eylemdir. Fikirlerin güncelleştirilmesi de yine okumaya bağlıdır. Gün içerisinde insan birçok şeyi duyar ve görür. Buna haberler de dâhildir. Genellikle sesli ve görsel ulaşılan bu haberlerin kalıcı olması elbette beklenemez. Ancak bu olayların önemli kısımları tarihe kayıt olunur. Bulmak isteyen arar ve onları bulur. Günü ve dünü, tarihi ve insanı, sebebi ve sonucu ve hayatı ve kâinatı ve tüm bunlarla ilgili haberleri öğrenmenin bir yolu da yine okumaktır.
15) Adam Olmak İçin, Oku!
Kişilik sahibi olmak, insanın en değerli manevi zenginliklerindendir. Kişilik bilinçaltına kazınır. Doğduğundan beri öğrendikleri ve yaşadıklarını etkisinde kalan insan, kendi kişiliğini arar; tıpkı taşan nehrin yatağını araması gibi… Bazen tek kişiliği olur, bazen birden çok… Bazen kişiliği oturur, bazen seyyardır; döner durur. Doğru yönde kişilik kazananlar doğru işleri yapanlar. İşte bu doğru işlerden biridir, doğru kitapları okumak. Her kitabı okumak her ilacı aşırı dozda içmeye benzer. Deva olup şifa vermez, zehir olup zehirler. İnsanlar nasıl ki iyi arkadaş seçerler ve arkadaşlarıyla övünürlerse, kitaplarında iyi arkadaş olanları olduğu gibi, kötü arkadaş olanları da vardır. İşte okur, iyi kitaplarla arkadaş yaptığında kişiliği iyi yönde gelişir. İyi kitapları okumak onun kişiliğine güç katar. Burada dikkat edilmesi gereken bir hususta; Adam olmak, erkek olmak anlamında değildir. Bedenler değil, ruhlar adamlaşır. Ruhlar adamlaşınca nice kadın adamlaşırken,  nice erkekse adamlaşamayabilir. Adamlık diplomalara bağlı değildir. Nice diplomalı cahil, bırakın adam olmayı, insan dahi olamamıştır. Adam olmak, “neyi, nerede, nasıl” yapılacağını bilmek ve yeri geldiğinde yapmayı gerektirir. Elbette adamlaşmak birçok şeyle alakalı olsa da okumakla da alakalıdır. Okuyan görür; tarihteki adamların adamlıklarını ve yine bilir okuyanlar; nasıl adam olunacağını ya da olunmayacağını… Adam olmak için sadece okul okumak yetmez. Adam olmak, hayatı ve anlamını okumakla sağlanır.
16) Kitaplarla Tanışmak İçin, Oku!
Sözde bilgi çağında teknolojinin kıskacındaki insan, olumlu-olumsuz birçok etkilere maruz kaldı ve halen kalmakta… Virüslü hayatlar, radyo, televizyon ve internetin arasına sıkışmış soluk alamıyor. Bir dost eline, bir sıcak sohbete gönüller aç. İşte tam bu noktada bizlere gereken; yeni yeni sadık dostlar, emin nasihatçi kitaplarla tanışmak… Bizi ta yüreğimizden yakalayan, bize kim olduğumuzu hatırlatan, ya da kim olmamız gerektiğini öğreten kitaplarla… İnsan, sadece insanlarla tanışmaz. Diğer canlılarla da tanışabileceği gibi canlı bir insanın oluşturduğu kitaplarla da yeri gelir tanışır. İnsanlarla nasıl bir ilişki ve bağ kuruluyorsa yeri gelir kitaplarla da bu geçerli olur. Nice insan, kitapları samimi bir dost olarak bulur yanında. Onlarla yalnızlığını ve hüznünü paylaşır. Okur kitaplarla bir yolculuğa çıkar; kimi dereler aşar, kimi şehirleri gezer, kimi gülenin, kimi ağlayanın, kimi kaybedenin, kimi kazananların yanındadır. Kimi hırsa şahit olur, kimi yılgınlığa, kimi ümit depolar, kimi de yatacak bir mezar arar… Okur, okuma eylemiyle her kitapta seyyah olur; sessiz sedasız dolaşır satırlar, sayfalar arasında… İnsanlardan bazısı hastalık, bazısı ilaç gibiyken, kitaplar da böyledir. Bazı mikroplu kitaplar vardır ki, onlardan da kaçmalıdır insan. Bazı başucu kitapları vardır ki, insan ömür boyu onu okumalıdır: Kur’an gibi…
17) Çözüm Üretmek İçin, Oku!
Sorunlardan ya kaçılır, ya da üzerilerine gidilerek çözmeye çalışılır. Ya eleştirmek… Eleştirmek ise sadece konuşmaya dair olup menfi boyutlu ise hem eleştirene, hem de eleştirilene fayda değil zarar getirir. Böyle bir eleştiri hiçbir çözüm de getirmez. Çözüm, eli taşın altına koymaktır. Eleştiri 2.sınıf beyinlerin, çözüm ise 1.sınıf beyinlerin ürünüdür. Hatayı bulmak değil, sonrasında çareyi bulmaktır asıl marifet. Faydalı olmak için faydalı bakış açısından bakmak önceliklidir. İşte okumakla yapabileceğiz şeylerden birisi de, bir kâşif edasıyla çözümcü bakış açısını keşfetmektir. 
18) Tarihte İz Bırakmak, Örnek Olmak İçin, Oku!
Bir Müslüman hayırlı bir hayatın ardından hayırla anılmayı isteyebilir, hatta istemelidir. Burada kast ettiğimiz “nasıl bilirdiniz? “iyi bilirdik!” şeklinde bir şey değil elbette. Hayırla anılmaktan amaç, şan-şöhrette anılmak değil ve olmamalı. Bilsinler, duysunlar, görsünler gaye ise; bilirler, duyarlar ve görürler ya ahirette..? Elde var sıfır… Amaç öncelikle Yaradan katında iyi bilinmektir. Tarih araştırıldığında nice Allah için yol alan insanların tarihte hayırlı izler bıraktığı görülecektir. Amaçları ebediyet olan nice hak eri şu fani âlemde öyle izler bırakmışlardır ki, (Allah’ın izniyle) izlerinin ardından milyonlar gitmektedir. Rabbani ilim ehli, Rabbani davetçiler, canları ve mallarıyla Allah’a adanmış temiz ruhların sahipleri onlardandır. Onlara ve onların izinden giderek; okuyup, okutanlara her zaman ve her yerde ihtiyaç var. Biz bu gün dünküleri okuyoruz, yarınkiler de bizleri okuyacaklar.
19) Kendinin Terapisti Olmak İçin, Oku!
Nasıl ki insanın bedeni ihtiyaçları varsa ve yemek, içmek onlardansa; yine insanın ruhi ihtiyaçları da vardır ki; okumakta onlardandır. Sıkıntılı günlerde manevi rahatlama için kitap okumak önemlidir. Dertleri dert edip büyütmek, insanı yıkan en büyük etkenlerdendir. Sorunların yarısı aslında sanal sorunlardır. Zihnin %10 bilinç, %90 bilinçaltıdır. Kitap okuma bilinçaltını geliştirir. Kitap, moralle birlikte bilinç geliştirmeyi sağlar. Ruhi hastalıkların tedavisinde de okumak önemlidir. Beyin 24 saat çalışır. Beyne sahip çıkmak için ona okuyacak şeyler vermek gerekir.  Bu noktada, hastaneye ve eczaneye, psikoloğa ve psikiyatriste değil okumaya davet…
20) Tecrübeleri Öğrenmek İçin, Oku!
Okuyarak güzel bir yaşama imkânına sahip olunabilir. Kitaplarla az bir zamana çok şeyler sığdırmak mümkündür. İnsan, öğrenmeyi bıraktığında yaşlanmış derler. Takvim yaşı ile okuma yaşı aynı değildir. İyi bir eğitim ve tecrübe edinimi okumakla sağlanabilir. İnsan hayatı insanlık tarihiyle kıyaslandığında çok kısadır. İnsan, bu az zamanda düşe kalka, birçok hatalarla nelerin yapılacağını ya da nelerin yapılmayacağını öğrenir veya öğrenmeye çalışır. (veyahut öğrendiğini sanır.) İnsanlar, bu öğrenme faaliyeti için dış yardım alırlar. Ebeveyninden, muallimlerinden doğruları ve yanlışları öğrenirler. Elbette bunlar önemlidir. Dış yardım, bireyin yanında onun kaza yapmaması için yoldan bahseden insanların yola dair anlattıklarıdır bir nevi; bir nevi yol bilgisidir dış yardım.  Ayrıca insan için, yaşanan hayatlardan ibretler damıtmakta önemlidir. Tarih boyunca hayat yolunda kimler, nasıl yol almışlar? Başarıları ve başarısızları nelerdir? Diye sormak ve cevabın peşinde koşar adım gitmekte önemlidir. İşte burada da devreye yine okumak girer. Tarih kitapları, biyografiler bu konuda bizlere birçok şey sunar. Birçok yaşanmış tecrübeyi gözlerimizin önüne serer kitaplar ve bize düşense sadece okumaktır.
Son olarak: 
Evet, ‘‘Neden Okumalıyız?’’ sorusuna imani ve insani açıdan cevaplar aradık ve 20 cevap verdik. Eminim arayanlar için daha nice cevaplar vardır.
Şunu belirtelim ki; okuma eylemini belirli mekânlara ve zamana hapsetmemek gerekir. Yapılması gereken şey; hayatımız boyunca okuma gayreti içerisinde olmaktır.
Ancak dikkat edelim ki; Peygamber Efendimiz faydasız ilimden Allah’a sığınmıştır. Bizler de faydasız bilgiler veren besmelesiz kitaplardan ve müfredatlardan uzak duralım.
Bizler Müslümanca okumaya teşvik ediyoruz. Yoksa ‘‘diploma almak uğruna her türlü küfrün ve haramın işlendiği öğütüm merkezlerinde okuyun!’’ demiyoruz.
Bu yazının gayesi, Ümmet-i Muhammed’i okumaya teşvik etmektir. Bu gayeye bir arpa boyu katkısı olursa ne mutlu!
Esedullâh Saîd el-Muallim.
1436/2015

http://www.tevhididavet.com/edebiyat/neden-okumaliyiz

30 Eylül 2017 Cumartesi

HZ. ALİ’NİN MISIR VALİSİNE YAZDIĞI MEKTUP



HZ. ALİ’NİN MISIR VALİSİNE YAZDIĞI MEKTUP

“ Bil ki ey Malik!”
“Seni, senden önce adaletle ve zulümle hüküm sürenlerin bulunduğu bir beldeye gönderdim. Sen, daha önceki yöneticilerin durumlarına baktığın gibi, insanlar da senin durumuna bakacaktır. Sen onlar hakkında ne söylersen onlarda senin hakkında aynısını söylerler. Salih kimseler, Allah’ın kullarının diliyle söylettiği gerçeği fark edip uygulayanlardır…
Halka karşı merhametli olmayı, sevgi ve iyilikte bulunmayı kendine şiar edin. Kesinlikle onların malını ganimet bilen yırtıcı bir canavar olma. O insanlar iki sınıftır: Birincisi, dinde kardeşin, ikincisi ise yaratılışta senin eşindir.
İnsanlara, yakınlarına, ailene ve insanlar arasında özel sevgi beslediğin kimselere karşı adaletli davran! Böyle yapmadığın takdirde zulmetmiş olursun. Allah’ın nimetini tahrif eden, azabının hemen gelmesine sebep olan şeyler içinde zulümden daha güçlüsü yoktur. Kuşkusuz Allah mazlumların ahını duyandır, zalimleri de gözleyendir.
Sana en sevimli gelen şeyler şunlar olsun: Hak hususunda orta yolu tutmak, adaleti herkese yaymak ve halkın rızasını kazanmak…
Şüphesiz ki; çoğunluğun öfkesi azınlığın rızasıyla, azınlığın öfkesi de çoğunluğun rızasıyla kaybolup gider.
Valiyle halkı arasında en zararlı olanlar, bollukta yardım eden, zorlukta yardımı kesen, ölçüsüz davranan, isteklerinde ısrar eden, ikram edildiğinde teşekkür etmeyen, yasaklara karşı duyarsız olan ve zamanın zorluklarına en az sabreden seçkinlerdir. Dinin direği olan, İslam cemaatini oluşturan, düşmana karşı duran, ümmetin çoğunluğunu meydana getiren halk ile istişare etmeli ve onlara meyletmelisin.
Halkın içinde en çok sevmediğin kimse, insanların ayıplarını araştıran kişiler olsun. Şüphesiz ki insanların ayıpları vardır. Valilere düşen de bunları örtmektir. Onlar hakkında bilmediğin ayıpları araştırmaya çalışma. Şayet suçları ortaya çıkarsa, senin için en uygun olan bunları kapatmaya çalışmandır. Senin bilmediklerin hakkında Allah hükmeder.
Vezirlerinin en şerlisi, senden önceki şerlilere vezirlik yapanlar ve onların suçlarına ortak olanlardır. Kesinlikle sana yakın olmasınlar. Çünkü onlar suç ortakları ve zalimlerin kardeşidirler. Sen, aynı görüşte ve nüfuzda olupta onlar gibi suç ve zulüm işlemeyen, zalimin zulmüne ve günah işleyenin günahına yardımcı olmayan daha iyi kimseler bulabilirsin. Bunlar yük olarak senin için daha hafif ve kolaydır. Sevgileri daha içten ve dışarıya olan ülfetleri daha azdır.
Bu ümmette daha önce yaşamış insanların ortaya koyduğu güzel sünnetleri ve halkın üzerinde ittifak ettiği şeyleri kınama. Daha önceki insanların koyduğu sünnete (örfe)  zarar getirecek yeni sünnetler koyma. Öncekilerin koyduğu sünnetlerin sevabı kendilerinedir. Şayet bunları ayıplarsan günahı da sanadır. Yönetimin altında bulunan ülkenin istikrarının devamı için âlimlerle müzakerede bulunmayı, akıllılarla tartışmayı arttır. Senden önce insanları yönlendiren şeyler bunlardı.
Unutma ki idaren altında bulunan insanlar sınıf sınıftır. Bir kısmının ıslahı diğerinin ıslahına bağlıdır. Bunlar birbirlerine ihtiyaç duymaksızın yaşayamazlar. Söz konusu sınıflar şunlardır; Allah’ın askerleri, genel ve özel işlere bakan kâtipler, adaletli kadılar, adalet ve hakkaniyetle çalışan memurlar, vergi veren Müslümanlar, cizye ve haraç veren zımmiler, ticaretle uğraşanlar, sanatla ilgilenenler ve en alt sınıfı oluşturan yoksul ve miskinlerdir. Allah bunların hakkını üstün kılmıştır. Bunların sınırlarını belirleyen hükümler, Kitap ve Sünnet hala elimizde mahfuzdur.
Ordu, Allah’ın izniyle halkın koruyucusu, yöneticilerin ziyneti, dinin izzeti ve emniyetini sağlamak için bir araçtır. Halkın düzeni ancak orduyla sağlanabilir. Ordunun düzeni de Allah’ın onlara lutfettiği haraçla mümkündür. Ordu, düzenini sağlamada düşmanlarına karşı güç oluşturmada ve ihtiyaçlarını karşılamada aldığı bu vergiye dayanır. Bu iki sınıf ancak kadılar, memurlar ve kâtiplerden oluşan üçüncü bir sınıfla düzelip güçlenebilir. Bunlar ihtiyaç sahiplerini gözetir, vergileri toplar, toplumun ve fertlerin işlerini güvence altına alırlar. Bütün bunlar ancak, tüccarlar ve sanatkârlarla ayakta durabilir. Tüccarlar ve sanatkârlar meslektaşlarını bir araya getirerek pazarlar kurarlar, insanların ihtiyaçlarını karşılayıp başkalarının elde edemediği karı elde ederler.
Sonra yoksul sınıfta olupta yardım edilmesi, gözetilmesi gereken ihtiyaç sahipleri ve miskinler gelir. Bunların hepsi için Allah’ın katında ferahlık vardır. Bunların durumlarının düzeltilmesi, vali üzerindeki haklardandır.
Orduna, Allah Resulü ve senin imamın için en fazla nasihat edenleri komutan seç.
Şüpheye düştüğün konuları ve sana ağır gelen işleri Allah’a ve Resulüne yönelt. Allah uyarılmalarını istediği topluma seslenerek şöyle buyurdu:“Ey iman edenler! Allah’a, Rasulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Rasulüne havale ediniz.”( Nisâ 59.) Allah’a döndürmek Kitab’ın hükmünü almak; Rasule döndürmek onun Sünnet’ine ayırt etmeksizin topluca sarılmaktır.
İnsanlar arasında hükmedecek kimseleri seçerken en değerli olanları seç. Sonra onların verdikleri hükümleri öğrenmeye çalış.
Memurların durumunu gözden geçir. Onları sevgin ya da eğiliminden dolayı seçme. Deneyip durumlarını öğrendikten sonra görevlendir. Onların ücretlerini gerektiği kadar ver. Bu davranış, hallerini düzeltmeleri ve elleri altındaki mallara göz dikmemeleri için bir destektir. Ve dolayısıyla emrine karşı çıkmaları, emanetine ihanet etmeleri halinde bu onların aleyhine delil olur.
Çiftçileri düzelterek zirai toprakları verimli hale getir. Çünkü bunların ıslah olması onların dışındakilerinin de ıslah olması demektir. Çünkü bütün insanlar çiftçinin ve zirai arazinin iyali gibidir. Vergi toplamaktan ziyade gözün arazi ıslahında ve ülkenin imarında olsun. Çünkü vergi ülkenin imarından sonra toplanabilir. Kim ülkeyi imar etmeden vergi toplamak isterse, ülkeyi harap insanları bitap etmiş gibidir. Bu gibilerin durumu pek az düzelir. Eğer insanlar verginin ağırlığından, sularının kesilmesinden, arazilerinin yok olmasından veya susuzluktan dolayı ürünlerinin az olmasından şikâyet ediyorlarsa durumlarının düzeltilmesi için vergilerinin hafifletilmesi gerekir. Bunlar sana zor gelmesin. Böyle yaptığın takdirde halkın yükünü hafifleterek ülkeyi imar etmiş ve halkının hoşgörüsünü kazanmış olursun.
Kâtiplerin durumuna da bak. Yapılacak işlerini onların en iyisine yaptır. Bunları bu göreve seçmen kendi güvenine ve hoşgörüne dayanarak olmasın. Çünkü insanlar yapmacık davranışlarıyla kendilerini yöneticilere iyi göstermeye çalışırlar. Bunun arkasından ise ne öğüt dinlerler ne de emanete riayet ederler. Bunun için sen, daha önceki Salih insanların seçtiği kişilere itibar et. Bunları seçerken topluma en iyi muamele edenleri ve emanete gerekli önemi gösterenleri seç.
Tüccarları ve sanatkârları gözetleyip onlara iyi tavsiyelerde bulun. Onlardan kimi bulundukları yerlerde, kimi de şehirleri dolaşarak bu işle meşgul olurlar. Ve yine bir kısmı da insanların ihtiyaçlarını elleriyle hazırlamaya ve insanlara faydalı olmaya çalışırlar. Onlar insanların ihtiyaç duyduğu şeyleri ülkende, dağları, ovaları, denizleri ve karaları aşarak zorluklara ve uzaklıklara göğüs gererek temin etmeye çalışırlar. Bunların gittiği yerlere insanlar ne gidebilirler ne de cüret edebilirler. Onlar emin kimselerdir. İhanetlerinden korkulmaz. Barış içindedirler, isyanlarından korkulmaz. Bulunduğun yerde ve ülkenin değişik bölgelerinde onları denetle, tüm bu anlattıklarımın yanı sıra şunu da bil; onların çoğunda aşırı hırs, çirkin bir cimrilik, stokçuluk ve pazarlara tekel kurma arzusu vardır. Bu, insanlar için bir zarar kapısı ve yöneticiler için bir eksikliktir. Onları stokçuluk yapmaktan alıkoy. Çünkü Rasulullah (sav) bunu yasaklamıştır. Alan ve satan her iki tarafın zarara uğramayacağı bir şekilde ve adalet ölçüleri doğrultusunda bir alış veriş ortamı olsun. Yasakladıktan sonra kim stokçuluk yaparsa onu aşırı gitmeksizin cezalandır.
Hilesi, düzeni olmayan yoksulların, kimsesizlerin ve çaresizlerin oluşturduğu aşağı tabakayı Allah için koru. Bunların içinde yoksul olduğu halde seslerini çıkarmayanlarda vardır. Bunlar için Allah senden neyi korumanı istiyorsa onu koru. Onlara devlet hazinesinden belli bir pay ayır. Ve diğer şehirlerde devlete ait arazilerde elde edilen gelirden de onlara belli bir pay ayır. Onlardan o şehre uzak olanlar, yakın olanlar gibidir. Onların hakkını koruyup gözetle. Nimetler içerisinde yüzmen, önemli işlerle uğraşman bu zayıflara bakmaman için özür teşkil etmez. Onların sorunlarını dinle ve yardımını eksik eyleme. İnsanlar Tarafından horlanıpta haberinin olmadığı kimseleri araştır. Bunların durumlarını sana ulaştırmaları için güvendiğin ve mütevazı kimseleri bu işle görevlendir.
Hiçbir hilesi olmayan yetimleri ve yaşlıları gözet. Doğrusu bu, valiler için ağırdır. Ne var ki hak bütünüyle ağırdır. Allah, iyi bir akıbeti dileyip kendisinin vaadine güvenerek sabreden kimselerin yükünü elbet hafifletecektir. Zamanının bir kısmını ihtiyaç sahiplerine ayırarak onlarla umumi meclislerde oturup dertlerini dinle. Bu mecliste seni yaratan Rabbine karşı tevazulu ol. Askerlerini, koruyucularını ve yardımcılarını yanına oturt. Ta ki onlardan konuşmak isteyen senden çekinmeden konuşabilsinler. Ben Rasulullah’ın birçok yerde; “Allah, zayıfın hiç çekinmeden güçlüden hakkını alamadığı bir toplumu yüceltmez.” Dediğini işittim…
Valilerin yanında zulmeden, aşırı giden, ilişkilerinde insafsız dostları, yardımcıları olabilir. Bu durumun nedenlerini ortadan kaldırarak onların iyi olmayanlarını etrafından uzaklaştır. Senden önceki adil sistemleri değerli yolları, Peygamber (sav) ve onun takipçilerinin izlerini, Allah’ın Kitab’ındaki emirleri hatırlaman, bizim bilerek yaptığımızı gördüğün şeylere uyman ve sana belirttiğim bu emirlere uymaya çalışman gerekir. Allah’tan beni ve seni razı olduğu şeylere muvaffak kılmasını istiyorum.”….


ADALETİN BAŞI TEVHİDDİR




ADALETİN BAŞI TEVHİDDİR

Yetimin itilip kakıldığı, yoksulun horlanıp kovulduğu, ölçüde tartıda haksızlık yapmanın bir nevi adetleştiği ve kendini müstağni gören, azgın, kibirli, müstekbir sermayedarlerin güdümündeki bugünkü egemen, sistem içinde, Adalet-Hak kavramlarını güncellemeliyiz.

İnsanlar vahiyle yüzleşmeli. Kur’an’ı çağın idrakine yeniden söyletmeliyiz. Bir hayat nizamı olan dinimiz İslam, insanların hırsları, batıl bağımlılıkarını, mal hırsı ve tahakküm şehvetlerini frenler. İnsanı huzura kavuşturur, sakinleştirir. İmtihan, emanet, ahiret, kul hakkı, yardımseverlik, diğergamlık, komşusu açken tok yatmama inançları aşılar. İnsanı yırtıcı olmaktan çıkarır, toplumsal varlık olma bilincini aşılar, beraberliğe özendirir, daima ötekini düşünmeyi teşvik eder.

Cemiyetin bütün atar ve toplar damarları, İslam’ın adalet kanıyla kaynaması gerekir.

Rabbimiz Kur’an ahlakına sahip olması gereken müminlerden aileden siyasete kadar hayatın bütün kurumlarında adaleti ikame etmelerini istemektedir. Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar, adaletle şahitlik eden kimseler olun… Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun çünkü O takvaya daha yakın olandır. Allahtan korkun. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır. ( Maide 5/8)

Adaletin ölçülerini Rabbimiz genel çerçevesiyle belirlemiştir. Adaletin temel ilkeleri göreceli değildir. Kur’an, adaleti hayatın bütün alanlarında uygulanması gereken vazgeçilmez  bir ilke olarak gündeme getirmektedir. Kur’anda adaleti vurgulayan mesajlar Allah’ın birliği kavramından hemen sonra gelmektedir. Yani adalet, tevhid ilkesinin tamamlayıcı unsurudur. "Şüphesiz ki Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir hakkıyla görendir"(Nisa 4/58)

Arapça bir kelime olan adalet, adl kökünden türemiş olup, bir şeyi yerli yerine koymak demektir. Adalet, zulmün karşıtı bir kelime olarak çoğunlukla Hak ile eş anlamlı biçimde kullanılır. Bu, hak, adalet ve iyilik temelleri üzerine kurulan bilinçli, gerçekten iyi yardımlaşma ve dayanışmanın güzelliği ile bütünleşmiş ve birleşmiş ümmetin temel karakteridir. Çünkü İslam, ümmetini Tevhid, Adalet-Hak ilkeleri üzerine kurmayı istemektedir. Çünkü Adalet-Hakka bağlılık, hakka dirlik kazandırma, hakkı omuzlanma gerçekten zordur. İnsanı haktan, hak yoldan, hakka bağlılıktan alıkoyan engeller ise saymakla bitmez. İçten gelen arzu ve istekler, ileriye dönük hesaplar, çıkar mantığı, çevre şartları, iktidar sarhoşluğu, hizipçilik, akrabaları kayırma, toplumun düşünceleri, yaklaşımları ve anlayışları, azgınların azgınlıkları, zalimlerin zulümleri, zorbaların, diktatörlerin baskıları, dünyevileşme hastalığı, zaaflar gibi nice sebep ve engel insanı hakka bağlılıktan, hakkı savunmaktan alıkoyabildiği gibi, anne, baba, kardeş ve samimi dostların-arkadaşların ricalarıda insanı Adaletten-Hakka bağlılıktan alıkoyabilir.

Yaklaşık otuz ayette geçen adl’in, denge, itidal, eşlik, denk tutmak anlamlarına geldiği gibi, bazı ayetlerde yüz çevirmek, sapmak, dönmek Allah’a eş koşmak manasına da gelmektedir. (putlar mı hayırlıdır) göklerle yeri yaratan ve sizin için gökten bir su (yağmur) indiren mi. Onunla göz alıcı bahçeler bitirdik. Onların ağaçlarını bitirmek sizin için mümkün olmaz. Allah ile birlikte bir ilah mı var. Hayır onlar sapan bir topluluktur."(Neml 27/60)

Cenab-ı Allah, nasıl insanı, ahsen-i takvim olarak düzgün eli ayağı, gözü kulağı kısaca tüm organları birbirine denk gelecek ve dünya hayatını sürdürmesini sağlayacak şekilde yani tam bir denge üzerinde yarattıysa, onunda yeryüzünde adaletli davranmasını, yani her zaman koyduğu mizana- ölçüye- Hakka uygun hareket etmesini ister"(Nahl-16/90) "(Nisa 4/58)

Adaletin başı Tevhid’tir. Çünkü ancak Tevhid üzere olunduğu zaman adaletli gerçekleştirmek mümkün olabilir. Madem ki kainattaki mizanı  belirleyen ve insanın hayatı içinde bir ölçü koyan Allahtır, o halde insan Tevhid üzere yaşayıp Allah’ın mizanına uyarak adaletli davranabilir.

Allah mutlak adildir, fakat kullar Allah’a karşı adalette bulunamaz, yani O’nu bir başka şeyle denk sayamaz, O’nu bir tartının bir kefesine, bir başka şeyi de öbür kefeye koyamaz, çünkü böyle bir hareket şirk olur. Allah hiçbir şeyle tartılamaz, ölçülemez. Kur’an da "Sonra kafir olanlar Rablerine (putları) eşit tutarlar." ( Enam 6/1) buyurulur. Yani kafirlerin Allah’tan başka rabbler ve ilahlar kabul edip bunları Allah ile birlikte aynı tartıda tarttıkları ifade olunur. Bu ise kesinlikle şirktir. Şu halde kulun Allah’ı bir başka şeyle tartmaya kalkışmaması gerekir.

İslam toplumlarında adalet kavramının, toplumsal siyasal hayat içerisinde işgal ettiği yerin kendine özgü bazı nitelikleri olduğu görülür.

İslam toplumlarında adalet terimini, insanın Allah, toplum, canlı varlıklar, maddi tabiat ve diğer insanlarla ilişkilerinin mahiyetini ve dayanacağı temel ilkelerin doğru tesbiti için belirleyici bir kriter olarak tanımlanır. İslam, sosyal, ahlaki ve entellektüel özellikleri yanında hukuk alanında da kendisinin getirdiği temel ilişki ve kurallar toplamının adaleti ifade ettiği savunur.

Kur’ani terminolojide, adaletin salt hukuki olmaktan öte, daha geniş anlamlarda kullanıldığını tespit etmek mümkündür. Sözgelimi, eksiklik ve fazlalık bakımından aşırılığa karşı orta yolu tutup korumak, hakka niyet, doğruluk eşitlik gibi…

Kur’an, adalet gerçeğine, tevhid, iman, islam, takva, Salih amel ve ibadet kadar önem verir. Adil olmayan bir ilişki ve tutum, tanım gereği Allah’ın rızasına ve islama uygun değildir. Çünkü Allah her şeyden evvel bir şeye hüküm verildiği zaman adaletle hükmedilmesini ister. Anlaşmazlığa düşen iki topluluk arasında (Hucurat 49/9) İnsanlar arasında vukubulacak anlaşmazlıkların giderilmesinde (Nisa 4/58) her türlü borç vade alışveriş ticaret ve şahitlikte (Bakara 2/52) kadınlara karşı takınılacak tutumun belirlenmesinde (Nisa 4/129) adalet, hukukun korunması ve hayata geçirilmesi için vazgeçilmez bir ilkedir.

Müslümanlar aynı zamanda dünyanın adalet talebine cevap verebilecek konumda olmalarının farkına varmaları lazım. Çünkü adaletin sadece Müslümanlar için ve onlar arasında gerçekleştirilmesi gereken bir ilke ve değer değil, din, ırk, cinsiyet, kültür, sınıf farkı gözetmeksizin yeryüzündeki bütün insanlığı kuşatacak şekilde hayata geçirilmesi gereken bir değer ve ilke olduğunu vurgulamak gerekir. Müslümanlar için ve Müslümanlar tarafından hayata geçirilen bir adaletten ziyade Hılful Fudul perspektifinden yola çıkarak adaletin her yerde her zaman ve herkes için gerçekleştirilmesine çalışmak gerektiğini belirtmekte yarar vardır.

Allah’ın hükümranlığını hesaba katmayan bir adalet anlayışı zulümden başka bir şey getirmez. Batılı düşünce ve uygulamada adalet, toplum ve ekonomik ilişkilerle sınırlı olmak üzere çıkarcılığı hedeflerken, islam’da adalet, toplumsal ve ekonomik ilişkilerden önce bireysel düzlemde başlar. Ken-dimi zulümden nasıl korumalıyım sorusu büyük önem arz eder. Kur’an şirki en büyük zulüm olarak gö-rür. Müslümanın kaygısı kendisini şirkten nasıl muhafaza edeceği ve adaleti kendi nefsinde nasıl tesis edeceği olmalı. Nefsinde adaleti tesis edemeyenlerin başkalarına adil davranması mümkün mü? O-nun için bireysel adalet toplumsal adaletten önceliklidir ve daha önemlidir. Böylece insandan önce yaratıcısının hakkını, haklarını gözetmesi beklenir. Yaratıcısına karşı adil olmayanların, insanlara karşı hiç de adil davranmadıklarına birçok örnek verilebilir. “Allah adalete uyanları sever” (Mümtehine 60/8) “De ki Rabbim bana adaleti emretti” (Nisa 4/105)

Adil ve sorumlu davranmak dinin gereğidir. Düşmanının dahi iyiliğini isteyen bir kültür ve irfan, çıkarcılığı toplumsal bencilliği hedeflemez. Savaşta düşmanını öldürürken dahi aşırılığı istemeyen bir din. Karıncayı dahi incitmeyen bir adalet anlayışı. Diclenin kenarında bir kurt kuzuyu kapsa Ömer’den sorulur diyen bir yönetim anlayışı. İnsanın yalnızca kendisine, ailesine değil, tüm varlıklara, dağa taşa, börtü böceğe, uçan kuşlara dahi adil olmasını isteyen bir din. Kızı Fatıma da olsa, adaletten zerre kadar şaşmayacak bir peygamber. Hangi sistemde böyle bir incelik var?

İslam’ın bütüncül ve kuşatıcı adalet anlayışına sahip olamayanlar hiçbir sorunu tam ve yeterli bir şekilde çözemezler. Bireysel  ve manevi boyuttan yoksun yalnızca, sosyo-ekonomik anlam alanına sahip olan bir adalet anlayışı ancak bireysel çıkarların korunmasını önler. Oysa islam’ın adalet anlayışında, yaratıcıdan yaratılmış olanlara uzanan manevi yolculuğun izlerini görmek mümkün.

Hakk’dan sadır olmayan yahut Hakka dayanmayan hiçbir söz yahut eylem adalet üretemez, çünkü adalet sonuçta Hakk’ın tecellisidir. Kendisi bizatihi zulüm olan şirk nasıl adalet üretebilir ki? Birey ve toplumsal düzen için sürekli çözüm ancak vahye dayanan islam’ın adalet anlayışı ile mümkündür.

Adaletin kaynağı ancak ve ancak yüce Allah, imkanı ve güvencesi de insanlar için bildirilmiş olan hayat kaynağı Rabbani hükümlerdir. Adaletin önkoşulu tevhid akidesidir. Hüküm yalnız Allah’ındır akidesine dayanmayan her türlü adalet, söylem ve arayışı neticede bir aldanıştan başka bir şey değildir. Yeryüzünde adaletin hakim kılınması insanların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeleri ve Allah’ın hükümranlığına boyun eğmeleri ön şartına bağlıdır. İslam insanların hangi rejimle yönetildiğiyle değil, adaletin sağlanıp sağlanmamasıyla ilgilenir söylemi adalet kavramını Allahsızlaştırmak, anlamsızlaştırmak ve işlevsizleştirmekten başka bir anlam taşımaz…

Teşride Allah’tan başkalarının hak iddia etmesi ve kanun koymaya kalkışması, zamanımızın en şedid fitnesidir. Bu sürecin en önemli neticesi zihniyetin sekülerleşmesidir. Tasavvurda başlayan bozulma, kavramlara, ardından sosyal hayatın gidişatına sirayet etmiştir. Bugün fitnenin üzerinden yürütüldüğü paradigmalar, dinsel çoğulculuk söylemi etrafında oluşmaktadır. Tevhidsiz, islamsız adalet arayışları seküler zihnin neticesidir.

Tevhid endeksli dinamik bir kavram olan adalet, sosyal, siyasal ve hukuki sonuçları olan bir kavramdır. İslama göre adalet, varlık, fıtrat ve sosyal hayata bakan yüzüyle, yaşamın her alanına müdahale taleblidir. Seküler bir zeminden neşet eden görece adalet anlayışının bireysel ve toplumsal anlamda yeterliliği söz konusu değildir.

Kainatta tek adalet kaynağı islam. İslam, eşitliğin adaletin kendisidir. İslam kainatı yaratan ve idare eden Allah’ın, insanın hidayeti için indirdiği Hak dindir. İnsanlar arasında adaleti ikame etmek adalet ve zulüm sınırlarını tayin etmek ancak insanı yaratan ve her şeyi idare eden Allah’ın şanındandır. Allah’tan başka hiç kimsenin insanlar için adalet ve zulmün ölçüsünü koyma hakkı yoktur. Çünkü insan kendi nefsine sahip ve tam haberdar değildir ki, kendiliğinden adaletin ölçüsünü tayine hakkı olsun zira insanın dünyadaki yeri ancak Allah’a kul olmasıdır.
İslam’ın ilk gayesi adalettir. İslam dünyada ancak adaleti ikame etmek için gelmiştir. “Andolsun siz elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve onlarla beraber kitabı ve (adalet) ölçüsünü indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler” (Hadid 57/25)

İslam’ın istediği adalet, sevgi veya nefretten kaynaklanmayan mal, rütbe ve zenginliğin etkisi altına  girmeyen mutlak adalettir.(Nisan 4/135 – Maide 5/8 – Enam 6/152) Maide 5/42 – Şura 42/15 – Bakara 2/188)

Şunu da belirtmiş olalım ki, gerçek sosyal adalet, bütün fertlerini ailelerin, kabilelerin ve milletlerin özgürlükten bir hisselerinin olması, her toplumun, zulüm ve düşmanlık kapısını kapatmak, değişik fert ve toplumları sosyal maslahatın gerektirdiği şekilde istihdam etmek için birbirine karşı belli miktarda üstünlüklerinin olmasından ibarettir. Sosyal adaletin hakikatini bütünüyle idrak eden kimse Fransız İhtilalinin neticesi olarak ortaya çıkan ferdi özgürlük, müsamaha, kapitalizm ve demokrasiye çağıran sistemin adaletten tamamen uzak olduğunu ilk bakışta anlar. Bazı basit düşünceli ve görüşlü insanların Marx ve Engels’in görüşlerine dayanarak kabul ettikleri günümüzde ki sosyalizm uygulamasında aynı şekilde öncekiler gibi adaletle hiçbir ilgisi olmayan zulüm sistemlerinden biridir.

Velhasılı kelam, hidayet rehberi olan kitabımız Kur’an, bizlere, kafa ile kalbin, düşünce ile eylemin, ruh ile bedenin, madde ile mananın, sevgi ile nefretin, düşmanlık ile dostluğun nasıl bir denge, mizan ölçü içinde tutulacağını öğretti. Tüm bu gerçekliğin yanında Kur’an bizleri yeryüzünde adalet mücadelesine davet etmektir.
Allah korkusunun Allah rızasının işlerimize, eylemlerimize hakim olmadığı bir dünyanın, merhametsizliğin katı çamuru arasında bataklıkta kaybolmaya yüz tutmuş toplumun, insanın, ıslahı ve iyiye doğruya inkılabı noktasında mücadele verecek adil insanlara ihtiyacımız var…

Bizleri Tevhidin ve Adaletin yolundan ayırmasın Rabbimiz…

Bünyamin DOĞRUER


29 Ağustos 2017 Salı

SEYYİD KUTUP’UN ESERLERİNDEN SEÇMELER



SEYYİD KUTUP’UN ESERLERİNDEN SEÇMELER

Kuran’ın gölgesi altında yaşamak bir nimettir. Sadece onu tadanın hazzına varacağı bir nimet… İnsan ömrünü yücelten, onurlu kılan ve arındıran bir nimet…
Allah’a hamdolsun ki bana ömrümün bir bölümünü Kuran’ın gölgesi altında yaşama imkanını bağışladı. Bu dönemde, hayatımın o güne kadarki bölümünde hiç tatmamış olduğum bir nimetin hazzına vardım. İnsan ömrünü yücelten, onurlu kılan ve arındıran nimetin hazzı…

İslam, ister Müslüman isterse Müslüman olmayanlara karşı yapılmış olsun; her türlü zulmün karşısındadır. Zulüm kime yapılırsa yapılsın zulümdür!

Yeryüzünün neresinde olursa olsun zalimleri yok etmek Müslümanların en başlıca görevleri arasındadır.

''Zafer karşısında sabırlı olmak, yenilgi karşısında sabırlı olmaktan çok daha zordur.''

Bu Kur'an,okunaduran mücerred bir söz değildir. O,kapsamlı bir anayasadır. Hem eğitim anaysasıdır,hem de pratik bir hayatın anayasasıdır. Bu anaysada Adem (as)'dan başlayan tevhid çağrısının deneyimlerine özellikle yer verilmiştir.

" İnsan,içinde yaşadığı toplumun kendisine kazandırdığı düşünce ve hayat tarzının bir eseridir."

Vatan, inancın, hayat tarzının ve Allah'tan gelen şeriatın egemen olduğu bir yurttur. İnsana yaraşan vatanın manası budur.İnsanlara yaraşan bağ ve birleşme gerekçesi budur.Aşiret, kabile, ulus, milliyet, renk ve toprak asabiyeti, basit ve geri kalmışlık alameti olan bir asabiyettir. İnsanlığın manevi çöküntü dönemlerinde tanıdığı bir cahiliye taassubudur.


Allah'a yemin olsun ki, binlerce konferans, milyonlarca vaaz, yüzlerce kitap, milyonlarca dergi gazete broşür, asla İslamın yaşandığı ve hakim olduğu ufak bir mahalle kadar etkili olamaz.

İslam, insanlığı toprak ve çamur bağı ile ona dayanan et ve kan bağından kurtarıp insanlık mertebesine çıkarmak üzere gelmiştir.

İslam'da cihad; yeryüzünde insanlığı kurtarma operasyonudur.

İslam'ın amacı insanı, kula kulluk zilletinden kurtarıp Allah'a kulluk izzetine kavuşturmaktır.

Sosyal adalet ancak İslam nizamı içinde gerçekleşebilir!

Kötülük tohumu ne çabuk boy atar! Gürültüyle büyür, ortalığı velveleye verir!.. Buna karşın hayr tohumu meyve verir.

İslam ibadet ile muamelat, akide ile şeriat, ruhiyat ile maddiyat, iktisadi değerler ile manevi değerler, dünya ile ahiret ve yer ile gök arasında bir Vahdet (birlik) dinidir.


“Onlara hoş görünmek derdine düşerek İslâm'ı olduğundan başka bir biçimde kesinlikle sunmayacağız insânlara…”

BİR MÜCAHİDİN SON GECESİ!




BİR MÜCAHİDİN SON GECESİ!




 29 Ağustos 1966 pazartesi sabaha karşı (tam 51 yıl önce) büyük mütefekkir, mücadele adamı, mücahit Seyyid Kutup bazı arkadaşlarıyla beraber Mısır’ın çağdaş firavunu ‘Abduş şeytan’ (Abdun’nasır) ve yandaşları tarafından şehit (idam) edildiler.
19. yüzyılın öncü ‘Şahit ve şehitlerinden’ Seyyid Kutub’un şahadetine tanık olan iki asker o geceyi ve öncesini şöyle anlatıyor:
         “Harbî hapishanesinde her gece gençlerden, yaşlılardan ve kadınlardan oluşan gurupları karşılardık. Bize “Bunlar aleyhimize Yahudilerle iş tutan hainlerdir! Kesinlikle bunların sırlarını ortaya çıkartmalıyız. Bunun tek yolu onlara şiddetli işkenceden geçer” diyorlardı.
          Bu ‘vatanî ve kutsal söylem’ onları coplar ve sopalar altında saatlerce inletmemize yetiyordu. Biz bu eziyet ve işkenceleri vatan adına ve mukaddes bir iş yaptığımız inancıyla yapıyorduk! Ancak bir müddet sonra kendimizi garip bir halde bulduk. Bize hain diye takdim edilen bu insanlar gece yarıları kalkıp ibadet ediyor ve Allah’ın (c.c) zikri dillerinden düşmüyordu. Hatta bazıları şiddetli cop darbelerinin ve saldırgan köpeklerin pençeleri altında can verdikleri halde yinede yüzleri gülüyor ve dillerinden Allah’ın zikri ve istiğfar eksik olmuyordu… 
              Bu gördüklerimizden çok etkilendik ve bu şekilde sabah-akşam Allah’ı zikreden insanlar Allah düşmanlarıyla (Yahudilerle) iş tutan hainler alamazlar dedik ve İmkân buldukça bunlara yardım edip onların eziyet ve işkencelerini hafifletme konusunda aramızda anlaştık.
              Hapishanede bize tevdi edilen en son görev tek başına bir hücrede kalan bir kişiyi gözetleme görevi idi. Bize bu kişinin en tehlikeli kişi olduğunu, bütün bu terör işlerini onun düşünüp organize ettiğini, dolaysıyla çok dikkatli olmamız gerektiğini sıkıca tenbih ettiler! Sonra anladık ki, bu kişi büyük mütefekkir Seyyid Kutup’tan başkası değildi. Kendisine uygulanan işkence ve eziyet her halinden belliydi. Davasına bakan askeri mahkemeye güçlükle gidebiliyordu. (Mahkeme esnasında demir parmaklıklara tutunarak ayakta dururken çekilen resmine dikkatli bakılınca onun ne kadar eziyet ve işkence gördüğü anlaşılacaktır.)    
              Bir gece (28-8-1967 gecesi) Seyyid Kutub’un idama götürülmek üzere hazırlanılması emri geldi! Ona son olarak nasihat edip kelime-i şahadet-i telkin etmesi için hücresine bir hoca soktular! Zulme alet olmuş bu zavallı-aptal kavuklu Seyyid Kutub’a şahadeti telkin edince Seyyid Kutub’un ona şöyle dediği nakledilir: “Ben bu kelimeden dolayı idam ediliyorum. Sen ise bu kelimeyi bana telkin etmekle ekmek yiyorsun!”
                Sabaha karşı, son derece teçhizatlı askerler tarafından korunan hükümet yetkilileri eşliğinde, askeri arabalarla idamın yapılacağı alana gittik. Biz yürümekte güçlük çeken Seyyid’in kollarına girmiştik. Arabalardan iner inmez askerler hemen yerlerini aldı. Seyyid Kutup ve arkadaşları için darağaçları önceden hazırlanmıştı bile. Her bir mahkûm kendisi için önceden belirlenmiş darağacına götürüldü! Darağaçlarındaki ipler mahkûmların boyunlarına geçirildi! İdamlıkların ayaklarının altındaki sehpayı çekecek ve infaz işleminden sonra siyah bayrağı kaldıracak görevlilerde titizlikle yerlerini aldılar ve işaret beklemeye başladılar.
              O anlar hiç unutamayacağımız anlardı! Seyyid Kutup ve arkadaşları birbirini kutluyor, ebediyet Cennetinde Hz. Muhammed ve arkadaşlarıyla buluşmayı müjdeleşiyorlar ve sözlerini ‘Allahu Ekber ve Lillahil’hamd’ diyerek bitiriyorlardı.Nefeslerin tutulduğu o korkunç anda, aniden bir araba geldi ve içinden üst rütbeli bir subay indi. Cellatlara durun dedi ve Seyyid’in yanına yaklaşıp görevlilerden Seyyid Kutup’un gözlerindeki bandajın çözülmesi ve boynundaki ipin çıkartılmasını istedi.
              Seyyid Kutub’a yaklaşarak, titrek bir sesle: “Ey kardeşim! Ey efendim; ben merhametli ve hoşgörülü Reis (Abdun’nasır) tarafından sana hayatını bağışlamak üzere gönderildim. Sadece bir cümle yazacaksın, sonra kendin ve şu arkadaşların için istediğine nail olacaksın. Subay daha Seyyid’in cevabını beklemeden, hemen dosyayı getirdi ve: “Ben Hata ettim. Özür diliyorum!” diye yazacaksın, hepsi bu efendim…
              Seyyid o sevinç dolu gözlerini kaldırdı… Yüzünde tasviri güç bir tebessüm vardı… Bütün görenleri hayran bırakacak bir huzur ve sükûnet içerisinde, subaya dönerek şöyle dedi: “Yazmaya başla! Ben kesinlikle ebediyen silinmeyecek bir yalan ve utanç lekesi karşılığında rezil bir hayatı tercih edemem!...”
              Subay üzüntülü bir ses tonuyla: “Ancak efendim, bu ölüm!” dedi. Seyyid: “Allah yolunda ölüme merhabalar olsun” diyerek kararlılığını ortaya koydu. Artık sözü (pazarlığı) uzatmanın bir manası kalmamıştı. Subay infaz için işaret verdiğinde Lailahe illellah, Muhammedur’resulullah sadaları göklerde yankılanıyordu.”
              Senin gibileri bizlere önder kılan Allah’a hamdolsun. Yolun yolumuzdur, ey Şehit!
Ali Rıza Akgün